Gazetecilikte
cinsiyet tartışması
Cüneyt Özdemir
KADINLARIN
DÜŞMANI YİNE KADINLAR
Ben,
gazetecilik mesleğinde çok ciddi bir kadın-erkek ayrımı olduğuna
inanmıyorum. Kıran kırana mesleki bir mücadele ortamı, daha çok
cinsel özellikler üzerine değil, kişisel hırslar üzerine
kurulu. Ama kadınların en büyük düşmanı kim diye sorarsanız,
yine kadınlar diyeyeceğim. Bugüne kadar meslek içinde kadınlara
yönelik haksızlıkların birçoğunu bizzat kadınların yaptığını
gördüm. Kurum ya da kişi ismi söylemeden şöyle bir örnek
vereyim: bir gazeteci kadın, hamile kaldığı için izin alacaktı.
Kadın yönetici ise böyle bir izin vermek yerine, bu gazeteci
arkadaşımızı işten atmanın daha mantıklı olacağını bizzat
kendisi ileri sürüp, savunuyordu. Bilmem başka söze gerek var mı?
Ece Temelkuran
EVET
GAZETECİLİK ERKEK MESLEĞİDİR
Ayrım,
bir merkezden yönetilen bir iktidarın yaptığı bir “zulüm”
değil öncelikle. Hep birlikte, neşe içinde, her gün yeniden
oynayarak yaşadığımız bir “alan”. Ve aslında hiç kimse
kendisinin canı yanana kadar bundan şikayetçi değil. Burada
sadece kadınlardan da bahsetmiyorum. Erkekler de bu “ayrımcılığın
kurbanı” olabilirler, nadiren de olsa. Kadınlara yönelik
ayrımcılığın küçük sonuçlarından biri “güzel kızların”
daha çok “gösterilmesi” ise, daha önce kadın-erkek
ayrımcılığı üzerine hiç düşünmemiş bir erkek muhabir veya
yazar, güzel kızlar kadar “gösterilmediği” için bu
ayrımcılıktan nasiplenebilir.
Kadın
gazetecilere/yazarlara gelince... En büyük düşmanları yine kadın
gazetecilerdir. Aralarında sokaklarda meslektaşlarına küfür
ederek saldıranlara bile rastlanır. Allah insanı terbiyesizlik ve
zavallılıkla terbiye etmesin! Sonra da aynı “kadınlar” oturup
ağlar “Bu ülke kadın düşmanı” diye yazı yazarlar. Şimdi,
tam da böyle bir ortam içinde ben ne diyeyim? En büyük düşman
kendini masum ilan ediyorsa...
Bu yüzden son
soruya şöyle bir cevap vermek isterim: evet gazetecilik erkek
mesleğidir. Çünkü bazen, geceleri sokaklarda sarhoş serserilerle
uğraşmak gerekebilir. Yakın dövüş sanatlarını öğrenmek ya
da hiç değilse sokak serserileri gibi son derece erkek diskuruyla
küfredebilmek filan gerekir. Erkekler bunu daha kolay yapabilir
belki. Bir de ikiyüzlü kadınlar elbette...
Ahmet Taşgetiren
BAŞARININ
SIRRI CİNSİYETTE DEĞİL
Kadın
veya erkek gazetecinin başarısı... Ben bunda, cinsiyetten çok,
iyi gazeteci olmanın etkili olduğunu düşünüyorum. İyi
gazeteci, kendini iyi yetiştirmiş gazeteci demek. Türkiye’de bu
anlamda iyi kadın gazeteciler de var, iyi erkek gazeteciler de var.
Tek isim değil, çok isim vermek mümkün.
Peki cinsiyetin hiç
mi etkisi yok?
Bir ölçüde
olabileceğini düşünüyorum ve bunda kadın gazetecilerin daha
avantajlı olduğunu sanıyorum. Avantaj, haber kaynağı ile
iletişimin daha kolay sağlanabileceği ihtimaliyle ilgili. Tabii,
dozu iyi ve kendi kişiliğini kadınlığını öne çıkarmadan
sergilemek kaydıyla...
En doğrusu, kadın
veye erkek, düzgün bir gazeteci kimliği, başarının yeter
şartıdır.
Duygu Asena
ERKEKLER
KADIN RAKİP İSTEMİYOR
Kadın
haberciler ve köşe yazarları arttığı için, sanki basında
kadın-erkek ayrımcılığı yapılmıyormuş gibi görünüyor.
Oysa yapılıyor. Bunun en belirgin örneği, yönetici kadının
parmakla sayılacak kadar az olması. Gazetelerin yazı işleri
toplantısına baktığınızda da 10-15 kişi arasında ya hiç
kadın göremezsiniz ya da bir-iki kadın vardır. Onlar da çok
sorumlu yerlerde değildir. O yüzden gazeteler sanki erkekler için
çıkıyormuş gibidir. Çünkü erkek gözüyle bakılır. O
erkekler de kadınlar için özel ekler hazırlatırlar. Çünkü
onlar hala kadınların esas ve ciddi olan gazeteyi
okuyamayacaklarına inanırlar. Basın bugün hala parlamento gibi,
ülkenin en erkek olan kurumlarından birisidir. Basındaki
erkeklerin çoğunun, aralarına kendileriyle eşit düzeyde kadınlar
almak gibi bir arzuları yoktur. O yüzden başlıklar, fotoğraflar,
konular, sunuş hep erkekçedir. Kadın gazeteci denir, erkek
gazeteci denmez. Çünkü bu onların dünyasıdır, onlar zaten
erkektir. Kadınlar aralarına sonradan, zorla girmişlerdir. O
yüzden onlar sadece gazeteci değil, bir de kadındır. Yıllarca
kadınlar, gazetecilik bir erkek mesleği diye kandırıldı. Gecesi
gündüzü yok, zor koşullarda yolculuk var, tehlikeli vs. diye
kadınlar hep uzak tutulmaya çalışıldı. Oysa gazetecilik bir
erkek mesleği değil. Kadına çok uyan, çok yakışan bir
meslek... Erkekler kendi dünyalarında kıran kırana bir rekabet
içindeler. Aralarına yeni birileri, yani yeni bir tür insan girsin
istemiyorlar.
Abdurrahman
Dilipak
AYRIMA
EVET, AYRIMCILIĞA HAYIR
Elbette kadın ve
erkek ayrıdır. Burada ayrım yapılması doğal; ama ayrımcılık
yapılması yanlış olur. Her cinsin biyolojik ve psikolojik
durumuna göre bir iş olması gerekir. Herhalde kadınlar
hamamındaki bir olayı izlemek üzere bir erkek gazeteci göndermek
çok doğru olmayacaktır.
Kuşkusuz bu,
kadınların ikinci sınıf bir insan olarak algılanması şeklinde
yorumlanmamalı. Kadınların erkeklere göre daha başarılı olduğu
alanlar yanında, erkeklerin kadınlara göre başarılı olduğu
alanlar var. Mesela dizgide kadınlar erkeklerden daha başarılı
derler. Bu konularda sadece cinsiyete dayalı ayrımdan çok, kişinin
durumu göz önüne alınmalı bence.
Sanırım kişilerin
kabiliyetleri, biyolojik ve psikolojik, mental durumları, hobileri
ve fobileri göz önüne alınarak herkesin daha başarılı ve mutlu
olduğu, kendini güven ortamında hissettiği ve rahat
davranabildiği alanlarda istihdam edilmesi gerekir...
Umur Talu
AYRIMCILIĞA
UĞRAYANIN ADI SÖYLENİR
Her
alanda olması gibi bir sebep, zaten gazetecilikte de olması için
yeterli. Çünkü hakim dil erkek, erkeksi, erkekçe. Ama daha
kötüsü, buna karşı çıkan kimileri de dahil, kadınların bile
bu dili benimsemesi. Bu kadim ayrımcılığa muhalefetin bile,
“kadın gazeteciler” denilerek yürütülmesi.
Tahakküm altına
alan dil neyse, ayrımlar da onun dilinden oluşur. ABD’de bir
suçlunun önüne, siyahsa “zenci”, daha kibarca da
“Afro-Afrikan” konması, terörün “İslami” sıfatla
anılması, hatta direnişlere dahi “terör” denebilmesi,
öğrencilerin cinsiyet dışında bir de “başörtülüler” diye
bir ayrıma daha tabii tutulması... Gazetecilikte de, üstelik
“kadın haberleri” denilene düşkün gazetecilikte, haber dili
de, meslek içi cinsi dil de bundan nasipli. Bence soruda bir eksik
var; çünkü bir de “güzel kadın” ve “güzel kadın
gazeteci” kategorisi mevcut!
Gazetecilik niye
bir erkek mesleği olsun. Ama öyle. Birçokları gibi. İyi, namuslu
gazeteciliğin cinsiyetle ilgisi yok. Bence bugün cinsiyet
ayrımcılığından da öte, gazeteciliğin esas meselesi o iki
basit nitelik zaten. Erkekler belki hakim olarak bu ayrımcı dil ve
hayatı yeniden üretiyor; ama bu yeniden üretim sürecine erkek
dili ve “kadınlığa atfedilen özellikler”le katılan “kadın
gazeteciler” de yok mu?
Nuriye Akman
CİNSİYETİN
HİÇBİR ÖNEMİ YOK
Genelleme
yapamayacağım. Mesleğe başladığım 1982’den bu yana sırf
kadın olduğu için mesleğini icra etmesine izin verilmeyen ya da
engellenen bir “kadın gazeteci”ye rastlamadım. Tabii ne
gördüğümüz, ne görmek istediğimizle de birebir bağlantılı.
Ben hiçbir zaman kendimi “kadın gazeteci” olarak adlandırmadım,
tıpkı erkek meslektaşlarımı da “erkek gazeteci” diye
adlandırmadığım gibi. Yetenekli ve donanımlı meslektaşlarımın
yanı sıra yeteneksiz ve donanımsız olanlarını da gördüm; ama
başarı ya da başarısızlıklarını cinsiyetlerine bağlamadım.
Hiçbir mesleğin özel olarak erkek ya da kadın mesleği olduğunu
düşünmüyorum. Dilde böyle sınıflamaların hala yaşıyor
olmasını, eski alışkanlıkların gücüne bağlıyorum. Toplumsal
hafızanın üstü kolay kolay örtülemiyor.
Kadın ya da erkek
olmanın bu meslekte ne avantajı ne de dezavantajı var bence. Yeter
ki insanlar neyi ne kadar istediğine karar versin, ne kadar yük
taşıyabileceğinin ayırımında olsun. Kendilerini ifade etme
biçimi olarak bu mesleği seçenler, özbenliklerini inşa etme
sürecini, gazeteciliğin gerekleri doğrultusunda bilinçli
yaşarlarsa, bu suni erkek-kadın ayrımından kurtarıp, bütün
enerjilerini yaptıkları işe verirler.
Hiçbir mazeret
başarının yerini tutmaz. Beynini böyle formatlayan bir “kadın”
gazeteci, ne kadar engellendiğiyle vakit harcamaz. Çünkü bir şey
olmak değil, bir şey yapmak önemli. Bu noktayı yakalarsan,
olaylardan vakit bulup da aynaya baktığında cinsiyetini fark
edersin ve kadınlığının ya da erkekliğinin sana getirdiği
fiziksel ve duygusal armağanlar için hayata teşekkür edersin.
Mine Kırıkkanat
GAZETECİLİK
BU MESLEĞİ SEVEN HERKESİNDİR
Gazetecilik derken,
artık Türkiye’deki gazeteciliği ikiye ayırmak gerek: Bir yanda
dinci basın, bir yanada popüler basın var. Dinci basında kadın,
bak biz erkeğin üstünlüğünü kabullenen kadına da söz hakkı
veriyoruz sofrasında, çatal bıçak olarak kullanılıyor. Popüler
basındaki kadın-erkek ayrımında ise, her alanda olduğu gibi,
yalnızca erkeğin kadın aklına güvensizliğinden değil, kadının
da kendi aklına ve yetersizliğine güvensizliğinden kaynaklanıyor.
Kalemiyle yeterli
olabilecek kimi kadınların, “kalemim yetmez göğüslerim de var”
türünden literatüre prim vermesi ve kafasını çalıştıracağına
çenesini çalıştırması da bu bin yıllık bilinç kafesini
kıramamasından ileri geliyor. ‘Sen fiziğinle varsın’
söylemini içeren bu bilinç kafesi, tam üç bin yıllık.
Tektanrılı dinlerin oluşturduğu bir kafes. Kadın tanrıçaların
zamanında eğer medya olsaydı, hiç kuşku duymayın, daha çok
kadın gazeteci olurdu. Bu bilinçaltını temizleyen tüm akıllı
kadınlar, bir yerlere gelir. Bizdeki örneği, Akşam Gazetesi Genel
Yayın Yönetmeni, çok sevdiğim dostum Nurcan Akad’dır.
Erkek milletiz.
Örneğin Fransa erkek millet değil, zaten simgesi de elinde silahı,
Cumhuriyet karşıtlarına saldıran savaşçı Marianne. Bence erkek
milletimizin artık oturup, erkek olmanın kendilerine ve millete
neler kazandırıp neler kaybettirdiğinin bir hesapını çıkarmalı.
Gazetecilik, kadın, erkek ya da üçüncü bir cinsten, gazeteciliği
seven ve sevdiği meslek uğruna özveride bulunabilecek her insanın
mesleği olmalıdır. Türkiye’de çöpçü kadın da yok. Oysa
Almanya’da, İsveç’te var. Belki kadın çöpçülerimiz, kadın
taksi şoförlerimiz olsaydı, daha çok kadın gazetecimiz de
olurdu. Bir toplum piramidi ya baştan sona hatalı kurulur ya da
baştan sona düzgün. Arada bir tuğlası eksik ya da fazla piramit
olmaz. bir şey olur; ama piramit olmaz. gecekondu olabilir
örneğin...
Birgün
8
Ağustos 2004 Pazar
No comments:
Post a Comment