Sunday, August 8, 2004

‘KADIN GAZETECİ’ Mİ YOKSA SADECE ‘GAZETECİ’ Mİ?

Gazetecilikte cinsiyet tartışması

Cüneyt Özdemir
KADINLARIN DÜŞMANI YİNE KADINLAR
Ben, gazetecilik mesleğinde çok ciddi bir kadın-erkek ayrımı olduğuna inanmıyorum. Kıran kırana mesleki bir mücadele ortamı, daha çok cinsel özellikler üzerine değil, kişisel hırslar üzerine kurulu. Ama kadınların en büyük düşmanı kim diye sorarsanız, yine kadınlar diyeyeceğim. Bugüne kadar meslek içinde kadınlara yönelik haksızlıkların birçoğunu bizzat kadınların yaptığını gördüm. Kurum ya da kişi ismi söylemeden şöyle bir örnek vereyim: bir gazeteci kadın, hamile kaldığı için izin alacaktı. Kadın yönetici ise böyle bir izin vermek yerine, bu gazeteci arkadaşımızı işten atmanın daha mantıklı olacağını bizzat kendisi ileri sürüp, savunuyordu. Bilmem başka söze gerek var mı?

Ece Temelkuran
EVET GAZETECİLİK ERKEK MESLEĞİDİR
Ayrım, bir merkezden yönetilen bir iktidarın yaptığı bir “zulüm” değil öncelikle. Hep birlikte, neşe içinde, her gün yeniden oynayarak yaşadığımız bir “alan”. Ve aslında hiç kimse kendisinin canı yanana kadar bundan şikayetçi değil. Burada sadece kadınlardan da bahsetmiyorum. Erkekler de bu “ayrımcılığın kurbanı” olabilirler, nadiren de olsa. Kadınlara yönelik ayrımcılığın küçük sonuçlarından biri “güzel kızların” daha çok “gösterilmesi” ise, daha önce kadın-erkek ayrımcılığı üzerine hiç düşünmemiş bir erkek muhabir veya yazar, güzel kızlar kadar “gösterilmediği” için bu ayrımcılıktan nasiplenebilir.
Kadın gazetecilere/yazarlara gelince... En büyük düşmanları yine kadın gazetecilerdir. Aralarında sokaklarda meslektaşlarına küfür ederek saldıranlara bile rastlanır. Allah insanı terbiyesizlik ve zavallılıkla terbiye etmesin! Sonra da aynı “kadınlar” oturup ağlar “Bu ülke kadın düşmanı” diye yazı yazarlar. Şimdi, tam da böyle bir ortam içinde ben ne diyeyim? En büyük düşman kendini masum ilan ediyorsa...
Bu yüzden son soruya şöyle bir cevap vermek isterim: evet gazetecilik erkek mesleğidir. Çünkü bazen, geceleri sokaklarda sarhoş serserilerle uğraşmak gerekebilir. Yakın dövüş sanatlarını öğrenmek ya da hiç değilse sokak serserileri gibi son derece erkek diskuruyla küfredebilmek filan gerekir. Erkekler bunu daha kolay yapabilir belki. Bir de ikiyüzlü kadınlar elbette...

Ahmet Taşgetiren
BAŞARININ SIRRI CİNSİYETTE DEĞİL
Kadın veya erkek gazetecinin başarısı... Ben bunda, cinsiyetten çok, iyi gazeteci olmanın etkili olduğunu düşünüyorum. İyi gazeteci, kendini iyi yetiştirmiş gazeteci demek. Türkiye’de bu anlamda iyi kadın gazeteciler de var, iyi erkek gazeteciler de var. Tek isim değil, çok isim vermek mümkün.
Peki cinsiyetin hiç mi etkisi yok?
Bir ölçüde olabileceğini düşünüyorum ve bunda kadın gazetecilerin daha avantajlı olduğunu sanıyorum. Avantaj, haber kaynağı ile iletişimin daha kolay sağlanabileceği ihtimaliyle ilgili. Tabii, dozu iyi ve kendi kişiliğini kadınlığını öne çıkarmadan sergilemek kaydıyla...
En doğrusu, kadın veye erkek, düzgün bir gazeteci kimliği, başarının yeter şartıdır.

Duygu Asena
ERKEKLER KADIN RAKİP İSTEMİYOR
Kadın haberciler ve köşe yazarları arttığı için, sanki basında kadın-erkek ayrımcılığı yapılmıyormuş gibi görünüyor. Oysa yapılıyor. Bunun en belirgin örneği, yönetici kadının parmakla sayılacak kadar az olması. Gazetelerin yazı işleri toplantısına baktığınızda da 10-15 kişi arasında ya hiç kadın göremezsiniz ya da bir-iki kadın vardır. Onlar da çok sorumlu yerlerde değildir. O yüzden gazeteler sanki erkekler için çıkıyormuş gibidir. Çünkü erkek gözüyle bakılır. O erkekler de kadınlar için özel ekler hazırlatırlar. Çünkü onlar hala kadınların esas ve ciddi olan gazeteyi okuyamayacaklarına inanırlar. Basın bugün hala parlamento gibi, ülkenin en erkek olan kurumlarından birisidir. Basındaki erkeklerin çoğunun, aralarına kendileriyle eşit düzeyde kadınlar almak gibi bir arzuları yoktur. O yüzden başlıklar, fotoğraflar, konular, sunuş hep erkekçedir. Kadın gazeteci denir, erkek gazeteci denmez. Çünkü bu onların dünyasıdır, onlar zaten erkektir. Kadınlar aralarına sonradan, zorla girmişlerdir. O yüzden onlar sadece gazeteci değil, bir de kadındır. Yıllarca kadınlar, gazetecilik bir erkek mesleği diye kandırıldı. Gecesi gündüzü yok, zor koşullarda yolculuk var, tehlikeli vs. diye kadınlar hep uzak tutulmaya çalışıldı. Oysa gazetecilik bir erkek mesleği değil. Kadına çok uyan, çok yakışan bir meslek... Erkekler kendi dünyalarında kıran kırana bir rekabet içindeler. Aralarına yeni birileri, yani yeni bir tür insan girsin istemiyorlar.

Abdurrahman Dilipak
AYRIMA EVET, AYRIMCILIĞA HAYIR
Elbette kadın ve erkek ayrıdır. Burada ayrım yapılması doğal; ama ayrımcılık yapılması yanlış olur. Her cinsin biyolojik ve psikolojik durumuna göre bir iş olması gerekir. Herhalde kadınlar hamamındaki bir olayı izlemek üzere bir erkek gazeteci göndermek çok doğru olmayacaktır.
Kuşkusuz bu, kadınların ikinci sınıf bir insan olarak algılanması şeklinde yorumlanmamalı. Kadınların erkeklere göre daha başarılı olduğu alanlar yanında, erkeklerin kadınlara göre başarılı olduğu alanlar var. Mesela dizgide kadınlar erkeklerden daha başarılı derler. Bu konularda sadece cinsiyete dayalı ayrımdan çok, kişinin durumu göz önüne alınmalı bence.
Sanırım kişilerin kabiliyetleri, biyolojik ve psikolojik, mental durumları, hobileri ve fobileri göz önüne alınarak herkesin daha başarılı ve mutlu olduğu, kendini güven ortamında hissettiği ve rahat davranabildiği alanlarda istihdam edilmesi gerekir...

Umur Talu
AYRIMCILIĞA UĞRAYANIN ADI SÖYLENİR
Her alanda olması gibi bir sebep, zaten gazetecilikte de olması için yeterli. Çünkü hakim dil erkek, erkeksi, erkekçe. Ama daha kötüsü, buna karşı çıkan kimileri de dahil, kadınların bile bu dili benimsemesi. Bu kadim ayrımcılığa muhalefetin bile, “kadın gazeteciler” denilerek yürütülmesi.
Tahakküm altına alan dil neyse, ayrımlar da onun dilinden oluşur. ABD’de bir suçlunun önüne, siyahsa “zenci”, daha kibarca da “Afro-Afrikan” konması, terörün “İslami” sıfatla anılması, hatta direnişlere dahi “terör” denebilmesi, öğrencilerin cinsiyet dışında bir de “başörtülüler” diye bir ayrıma daha tabii tutulması... Gazetecilikte de, üstelik “kadın haberleri” denilene düşkün gazetecilikte, haber dili de, meslek içi cinsi dil de bundan nasipli. Bence soruda bir eksik var; çünkü bir de “güzel kadın” ve “güzel kadın gazeteci” kategorisi mevcut!
Gazetecilik niye bir erkek mesleği olsun. Ama öyle. Birçokları gibi. İyi, namuslu gazeteciliğin cinsiyetle ilgisi yok. Bence bugün cinsiyet ayrımcılığından da öte, gazeteciliğin esas meselesi o iki basit nitelik zaten. Erkekler belki hakim olarak bu ayrımcı dil ve hayatı yeniden üretiyor; ama bu yeniden üretim sürecine erkek dili ve “kadınlığa atfedilen özellikler”le katılan “kadın gazeteciler” de yok mu?

Nuriye Akman
CİNSİYETİN HİÇBİR ÖNEMİ YOK
Genelleme yapamayacağım. Mesleğe başladığım 1982’den bu yana sırf kadın olduğu için mesleğini icra etmesine izin verilmeyen ya da engellenen bir “kadın gazeteci”ye rastlamadım. Tabii ne gördüğümüz, ne görmek istediğimizle de birebir bağlantılı. Ben hiçbir zaman kendimi “kadın gazeteci” olarak adlandırmadım, tıpkı erkek meslektaşlarımı da “erkek gazeteci” diye adlandırmadığım gibi. Yetenekli ve donanımlı meslektaşlarımın yanı sıra yeteneksiz ve donanımsız olanlarını da gördüm; ama başarı ya da başarısızlıklarını cinsiyetlerine bağlamadım. Hiçbir mesleğin özel olarak erkek ya da kadın mesleği olduğunu düşünmüyorum. Dilde böyle sınıflamaların hala yaşıyor olmasını, eski alışkanlıkların gücüne bağlıyorum. Toplumsal hafızanın üstü kolay kolay örtülemiyor.
Kadın ya da erkek olmanın bu meslekte ne avantajı ne de dezavantajı var bence. Yeter ki insanlar neyi ne kadar istediğine karar versin, ne kadar yük taşıyabileceğinin ayırımında olsun. Kendilerini ifade etme biçimi olarak bu mesleği seçenler, özbenliklerini inşa etme sürecini, gazeteciliğin gerekleri doğrultusunda bilinçli yaşarlarsa, bu suni erkek-kadın ayrımından kurtarıp, bütün enerjilerini yaptıkları işe verirler.
Hiçbir mazeret başarının yerini tutmaz. Beynini böyle formatlayan bir “kadın” gazeteci, ne kadar engellendiğiyle vakit harcamaz. Çünkü bir şey olmak değil, bir şey yapmak önemli. Bu noktayı yakalarsan, olaylardan vakit bulup da aynaya baktığında cinsiyetini fark edersin ve kadınlığının ya da erkekliğinin sana getirdiği fiziksel ve duygusal armağanlar için hayata teşekkür edersin.

Mine Kırıkkanat
GAZETECİLİK BU MESLEĞİ SEVEN HERKESİNDİR
Gazetecilik derken, artık Türkiye’deki gazeteciliği ikiye ayırmak gerek: Bir yanda dinci basın, bir yanada popüler basın var. Dinci basında kadın, bak biz erkeğin üstünlüğünü kabullenen kadına da söz hakkı veriyoruz sofrasında, çatal bıçak olarak kullanılıyor. Popüler basındaki kadın-erkek ayrımında ise, her alanda olduğu gibi, yalnızca erkeğin kadın aklına güvensizliğinden değil, kadının da kendi aklına ve yetersizliğine güvensizliğinden kaynaklanıyor.
Kalemiyle yeterli olabilecek kimi kadınların, “kalemim yetmez göğüslerim de var” türünden literatüre prim vermesi ve kafasını çalıştıracağına çenesini çalıştırması da bu bin yıllık bilinç kafesini kıramamasından ileri geliyor. ‘Sen fiziğinle varsın’ söylemini içeren bu bilinç kafesi, tam üç bin yıllık. Tektanrılı dinlerin oluşturduğu bir kafes. Kadın tanrıçaların zamanında eğer medya olsaydı, hiç kuşku duymayın, daha çok kadın gazeteci olurdu. Bu bilinçaltını temizleyen tüm akıllı kadınlar, bir yerlere gelir. Bizdeki örneği, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, çok sevdiğim dostum Nurcan Akad’dır.
Erkek milletiz. Örneğin Fransa erkek millet değil, zaten simgesi de elinde silahı, Cumhuriyet karşıtlarına saldıran savaşçı Marianne. Bence erkek milletimizin artık oturup, erkek olmanın kendilerine ve millete neler kazandırıp neler kaybettirdiğinin bir hesapını çıkarmalı. Gazetecilik, kadın, erkek ya da üçüncü bir cinsten, gazeteciliği seven ve sevdiği meslek uğruna özveride bulunabilecek her insanın mesleği olmalıdır. Türkiye’de çöpçü kadın da yok. Oysa Almanya’da, İsveç’te var. Belki kadın çöpçülerimiz, kadın taksi şoförlerimiz olsaydı, daha çok kadın gazetecimiz de olurdu. Bir toplum piramidi ya baştan sona hatalı kurulur ya da baştan sona düzgün. Arada bir tuğlası eksik ya da fazla piramit olmaz. bir şey olur; ama piramit olmaz. gecekondu olabilir örneğin...
Birgün
8 Ağustos 2004 Pazar


No comments:

Post a Comment