Friday, December 20, 2013

no offense

gonca vuslateri demiş ki "ben şiirlerimi seviştikten sonra yazarım"
sonra da demiş "hiç sevişmemiş kadınlar nasıl yazıyorlar?" diye biri
ben de kalkar derim ki bu dünyada öyle kadınlar var ki
yağmurda şiir yazar, yağmurda sevişir,

ve bazen bir fincan kahveyi bütün bunlara tercih edebilir.

Monday, December 2, 2013

yeni bir ay şafağı

hayır aşk'ım, ağlamıyorum
ama
ayda bir kanamalar yetmemiş gibi sanki
için için kanıyorum


hiç yaşamamış olma ihtimalimden korktuğum acılarım var benim
iyi ki, iyi ki diye çektiğim uykusuzluklarım
bazen "ben bu aşkın ızdırabını.." desem de
hem ağlarım hem gelirim
sende tükenmeye

hava soğuk
sokak soğuk
ankara ayazı bir tek ellerimi üşütüyor
sen yoksun
yine
biliyorum niye.

"önemli olan sadece kavuşmamız"

Monday, November 18, 2013

"sana sarılıp yatarsam, çocukluğumdayım."

benim düşlerimi paylaşan bir sevgilim var
düş düzlemlerimizi kesiştirmek uğruna eğilip bükülen
kendine rağmen bencileyin düşleyen
bir sevgilim var

şükür, şükür o dolunaylı buluşmalara!


Friday, November 15, 2013

iyi değilim.

ders çalışmam lâzım
ama dolunay geliyor
duygusallık zirveleri filân

geçmişe bakıyorum
geçmişime
geçmişimize
artık şimdi'min bir parçasını oluşturmayan
ve fakat
zamanında ne çok güldüğümüz
ne çok ağladığımız
fotoğraflardan veyahut saçma bir sosyal paylaşım sitesinden
veya anı kutularından çıkan
müzikler dinlediğimiz
dinlettiğimiz

biz
neyi yanlış yaptık
yelis
aynur
özge
gülşah
nur
?


Tuesday, November 12, 2013

yok yaa blog candır

tasasızlığını sikeyim, diyebiliyorum çünkü
ağzım dolu dolu erkek küfürleri savurup
oturup kız gibi ağlayabiliyorum

beni hep böyle anlarımda mı yalnız bırakıyorsun
sen bırakınca mı böyle oluyorum
bilmiyorum

yitirmeli ne varsa
başlamalı
yeniden

keşke beni,
hayalini kurduğum gibi sevseydin
hayalini kurduğum yerlerimden öpseydin

keşke,
yapacağına dair en ufak bir umut kalmış olsaydı
içimde

keşke,
keşke'li cümleler kurmaya başlamasaydım
bitmiş gibi sanki.

Saturday, November 2, 2013

beni ya sevmeli ya öldürmeli

oh, iyi.
okumazsın şimdi burayı.
benle haberleşmek istemeyen bir adam burayı okumaz.


dinlediğim şarkıları gerçek etme hevesim midir inadım?
seni zorlayarak değiştiremem. bunu biliyorum.
bu yüzden kendim değiştim zorlanarak hep.
bir defa şansımı deniyim dedim,
bıraktın beni.

güven güven diyoruz ya,
işte o güvensizlik ne ondan ne şundan
ben bıraktığımda yakalamamandan elimi
ne bir deneme ne bir geri adımdı benimki
adımını unutmuş bir dansçıydım halbuki

ne oldu şimdi? böyle mi olacak ayrılığımız?

neyse ki birbaşımayım burda
allah kahretsin ki birbaşımayım burda
beni eski sevgilisine dönüştürmüş bir adama âşığım
en olmak istemediğim kadına

Monday, October 28, 2013

ikili ilişki?

arkadaşlar vardır
yıllar sonra bir karton kutudan çıkarlar
arkadaşlar vardır
en ayıp anılarınızı saklarlar
arkadaşlar vardır
gururla göğüslerinde taşırlar bizi
arkadaşlar
vardır
..
eski bir sevdalı gibi
uzaktan uzağa
sevmelere doyamadığımız
elden bir şey gelmeden
oturup
gitmelerine izin verdiğimiz
ve hiç geri dönmeyen artık.

Wednesday, October 9, 2013

müjde

özlemlerimden dağ yaptım. altında kaldım.

 hiç kimseleri özlememek için hiçbir yerlere gitmedim. özlemler yine beni bırakmadı.

 bize kalan, bazen, özlemleri yaşamak. özlediklerimizle yaşar gibi. belki daha bile dolu.

 beklemek de bir yaşama biçimi bazen. özlemek hele.

 allah herkese taşıyacağı kadar yük verirmiş. herkesin özlemi kendine.

 ve arkadaşlar iyidir ve arkadaşlar değişir ve arkadaşlar zamana yenilmez, uzaklık ne ki!

 ama aşk... o başka bir gecenin konusu olsun bakalım :)

 p.s:

 yan yanayken bütün kalpler birlikte atar. sen uzaklardan haber ver.

Monday, September 30, 2013

öp beni içimden

sana değil buraya yazınca kızıyorsun
ama her yerde sana yazıyorum biraz da
kurduğum her cümlem sana çıkıyor
sen (d)oluyorum

allah'ım
kimseyi
yoklukla terbiye etmesin

ne de yoksunlukla.

Wednesday, September 18, 2013

1



bu günleri
de mi
görecektik

geleceksin, şafak 1!

2



yatçaz kalkçaz
yatçaz kalkçaz
birlikte uyucaz

geleceksin, şafak 2.

Tuesday, September 17, 2013

3




zamanla oynamak istedik
hızlandırmak ve yavaşlatmak
zaman bizi alt etti

geleceksin, şafak 3.

Monday, September 16, 2013

4



dans
etmeyi
özledim

geleceksin, şafak 4.

5



şimdi yazıyorum ya
gıyabında
eklenecek yarına

geleceksin, şafak 5.

Friday, September 13, 2013

6


her şeyi
bırakıp
sana gelesim var

geleceksin, şafak 6.

Thursday, September 12, 2013

7


uğurlu sayım benim
sihirli
seni bana getirecek

geleceksin, şafak 7.

Wednesday, September 11, 2013

8


bir yerden
bir yere
artık bana daha yakın

geleceksin, şafak 8.

Tuesday, September 10, 2013

9



geleceksin
inanıyorum geleceğine
geleceğimize

geleceksin, şafak 9.

Monday, September 9, 2013

10




bazen
birini böyle delicesine sevmek hiç akıl kârı değil
diyorum

geleceksin, şafak 10.

Sunday, September 8, 2013

11



onbirlerce
yazılmamış, gelmemiş
aşk mektubu

geleceksin, şafak 11.

Saturday, September 7, 2013

12



bu ülkede bir tek
aşk'ıma kast etmediler
onu da sen yaptın

geleceksin, şafak 12.

Friday, September 6, 2013

13


veya bir gece
bakarsın
cuma gelmiş

geleceksin, şafak 13.

Thursday, September 5, 2013

14



ayın on dördü gibi
büyük ve parlak olacak
dönüşün de

geleceksin, şafak 14.

Wednesday, September 4, 2013

15


inadımdan geçtim
ben her yolculuk arifesinde
seni seçtim

geleceksin, şafak: 15.

Tuesday, August 20, 2013

"gönlüm isterse gelirim"


Şimdi, benimle tekrar et:

ben mutlu bir insanım. pozitifim. hatta pollyanna olarak bilinirim.
insanlara neşe veririm. çok gülerim. çok eğlenirim.
çoklukla ciddiye alınacak şeyleri ti'ye alırım.
sorunlarıma göz kırpar, olduğu gibi kabul ederim.
bütün zorluklarıma göğüs gerebilirim.

BİZLER, EN DERİN DEPRESYONLARI KAHKAHALARLA KARŞILAYAN GÜÇLÜ KADINLARIZ!

Sevgilini seviyorsun. Tabii ki ondan nefret etmiyorsun, saçmalama! O, öyle demek istemedi. Sana destek olmaya çalışıyor. Hep öyle yaptı. Ona biraz zaman ver.. Seni hâlâ tanıyamamış olması hepten onu suçu değil ki? Böyle yaparak her şeyi daha da güçleştirdiğini bilmiyor. Söylemezsen bilemez. Söylemezsen, her duygudurum karmaşanda regl olduğunu zannetmesi çok doğal.. veya sorunlarını büyüttüğünü söylemesi. Çünkü o seni tanımıyor, senin bir yıl önceki hâlini bilmiyor, sen tiyatro yaparken nasıl biriydin, liseden nasıldın, ortaokulda nasıldın, bunları bilmiyor... Âşık olduğu kadın geçimsiz, korkak, güçsüz ve depresyonda. Ona nasıl yaklaşacağını bilemiyor. Gerçek seni tanıdığında sevmeyecek büyük ihtimâlle. Olsun, bu seni iyileşmekten alıkoyacak mı?

hayatı seviyorum. yaşamayı seviyorum. 
şimdiye kadar birçok başarım oldu, şimdiden sonra da olacak. 
ben başarılı bir insanım. 
yanlışlarım olmuş olabilir, ama onlardan ders alırım ve onlarla barışık yaşarım.

Eve çıkıp çıkmaman büyük bir mesele değil, bunu sen de biliyorsun. Hatta içten içe eve çıkmak ve bir tane daha büyük sorumluluğun altına girmek istemiyorsun. Kabul et, bir evin olmasını, sadece "bu benim başarım" diyebileceğin bir şeyi yaşıyor olma duygusunu özlediğin için istiyorsun. Sırf bu yüzden çocuk bile yapabilirsin. Bir şeyleri başarmayalı o kadar uzun zaman oldu ki.. Çünkü inkâr etsen de biliyorsun, yenilgiyi kabul eden - en azından etmeye çalışan - hiçkimse değil, sensin. Mücadele etmekten yorulmuşsun. O yüzden seni seven bir adamın kucağında inzivaya çekildin. "İdare ediyor"sun, "yuvarlanıp gidiyor"sun, "yaşıyor"sun.. Yaşıyor musun?

düzenli bir insanım. bir şeyleri düzene koymayı severim. özellikle kitaplarımı..
kitaplarımı çok severim. çok da kitap okurum. onları paylaşmayı da severim.
temizlik yaptığımda kendimi hafiflemiş hissediyorum.
yıkanırken suda özellikle uzun süre kalmayı tercih ediyorum.

Haklısın, kadın olmak biraz zor. Ama tek kadın sen değilsin, yalnız hiç değilsin! Tacizin binbir biçimi varsa kadının kafasında da binbir tilki var, niye sandın? Bizler ataerkil düzenin küçük memelileriyiz, yırtıcılardan korunmak için daha oynak, kıvrak ve zeki olmak zorundayız. Ve öyleyiz!

amaan, s.ktir et! 
dolunay var ya ondan hep. 
yarın erken kalkarım bi ortalığı toplarım, geçer..

Sunday, August 18, 2013

iyiyiz aynılıkla

benim şairim olmaya
pek hevesli
bir şiirdi

bir
şiir olduğundan
habersizdi

hikaye geçmiş zamanı
eğreti duracak denli
şimdi

çiçek kurutmayı
unutmamayı
bana o öğretti

şiir
değilse bu
biraz da onun suçu

Thursday, August 15, 2013

Wednesday, August 7, 2013

unutmayayım diye: günaydın temalı playlist

kalitesini garanti etmediğim bir kuple:

bülent ortaçgil - günaydın
istanbul - günaydın
pinhani - günaydın sevgilim
cem belevi - günaydın sevgilim
yalın - günaydın
halil sezai - günaydın
saime sinan - günaydın sevgiliye
şebnem ferah - günaydın sevgilim
matmazel - günaydın küçük bayan
ilhan irem - günaydın
yüksek sadakat - günaydın
barış manço - günaydın çocuklar
hande yener - günaydın
kargo - günaydın paris
incir reçeli - günaydın sol yanım

ama illa ki
la vita e bella - buongiorno principessa!

Sunday, August 4, 2013

fotoğraf

bir fotoğrafına bakıyorum
benimle olmadığın
bana bakmadığın
hatta beni tanımadığın bir fotoğrafına

ne çok başka ne çok büyüleyici
ama bakıyorum
sen de ışıklı bir köprünün üstünden
objektifin - sana göre -
sol yanına bakıyorsun
haberin yokmuş gibi

ama nefesini tutmuşsun
boynunda oyuklar
parmaklarımla üzerlerinde gezineceğim günlerden habersiz
yumuşacık bakıyorsun
omzunda uyuyacağım günleri öngöremiyorsun
gözlerini kısmışsın, sert,
ne inatlardan galip geleceğini bilmiyorsun
özleyerek belki
muhtemelen ben yokum o özlediğin gelecekte
isteyerek
..

bir adamın fotoğrafına
bu kadar uzundur bakmamıştım
tanımadığım bir adamın
tanıdığım halini hatırlayarak
tadını, kokusunu,
sevgisini
ve korkusunu.



Saturday, August 3, 2013

beylükdüsü

döndüm. bıraktığım gibi her şey.


...

ben de yeniden kurdum.

Thursday, July 25, 2013

yazma bir şey, dedin.

ben de yazmadım.

ama itiraf etmek gerekirse saçmalıyorum
uyumuyorum mesela bu saat olmuş daha
yıldız tilbe'den delikanlım dinliyorum
evet tamam
bundan daha saçma bir şey yok yaptığım.

hani takılıyorsun ya söylenmemişlere
yaşanmamışlar asıl mesele
onu n'apıcaz?

Sunday, July 21, 2013

çok âşık

pinhani söylemiş. ben ağladım.

"zamansız gidermişim / yarım bırakırmışım.."

hep şarkıları kendi ağzımdan dinlerdim, benim söyleyebileceğim şarkılar güzel gelirdi. sonra bi gün, orijinal de değil ha, pinhani'nin çok aşık cover'ını dinledim. sen paylaşmışsın. cuma günü.

"her şeyi silip atmak, yok saymak, unutmak var.."

baktım bu şarkıyı senin ağzından duyuyorum. gözlerini filan görüyorum. teninin sıcağını, ve soğuğunu hissediyorum. sen söylüyorsun. ben ağlıyorum.

"mutlu edemezmişim seni.."

ben bunları hiç söylemedim sana. fd söylerken gözümde canlanan acımasız kız değilim ben. hiç suçlamadım seni. ama sen hep bildin düşündüğüm en kötü ihtimalleri. düşlerimdeki eksikleri. böyle eksiklenmeler hep benim yüzümden. ne yapayım?

"ama ben çok.."

Friday, July 12, 2013

eksik bağlaçları ekleme oyunu

hayır hiç mutsuz değilim seni seviyorum
hayır o kadar da mutsuz değilim
seni seviyorum
hayır çok mutsuzum
seni seviyorum

Sunday, July 7, 2013

adam

şükür'dü o gecelere, sabahlara
gözlerim açılmazdı uykuların tadından
uyumak yazıktı yasaktı
ama uyumalara doyulmazdı

uzak geçmiş zaman kipi

üstüne şiirler yazılacak bir geçmişimiz olmadı bizim
dillere destan
öyle büyük aşklar masallarda
biz yalnız yaşadık yalnızca yaşadık
elimizden geldiğince
post-modern çağda aşk

seni seviyorum

belki biraz daha uzak belki daha seyrek
belki ben bile inanmayarak gerçekliğine
bir ihtimâle tutunarak her zamankinden deli cesaretiyle
tutup çekerek o ihtimâli
içime
derin derin soluyarak sensizliği
sabahları koşup giden bulutlara
geceleri göz kırpan yıldızlara düşman
yanımda yoksun diye hiç yoksun sanarak bazen
ama keşke olmasan diyerek

acını da al git lütfen

abartılmış aşk acılarım var benim
şimdiki zaman aşklarım
ve 

sevip de söyleyemediğim şarkılar var
bir dizesini asla hatırlayamadığım şiirler 
keşke, keşke o, ben olsaydım dediğim hikâye kadınları
düşlerim var
uyandığımda yalnızca başını hatırladığım
ve asla sonuna kadar görmeyi beceremediğim
bir adam var düşümde
tam dokunacakken uyandırıldığım
bir adam, sonumuzun ne olacağını hiç öğrenemediğim
düşümde bir adam var
benim mi, bilemediğim
bir adam var diyorum
düşünüp, düşümden ayrı kaldığım


Thursday, July 4, 2013

yok musun?

bir adım sen gel
ben bir elimi uzatayım
sonra belki belimden tutarsın
ben başımı omzuna koyarım

geçer.

Wednesday, July 3, 2013

kafa karışıklığı iyidir

en başında ben dedin sen
ve gittin
ben haalâ bizle uğraşıp duruyorum

yoksun.

Sunday, June 23, 2013

a week-trip

kendime açık herbişiyim sana da açık
ki sen, sevgili,
uzantısısındır ben'in
ama kapalı kapılara kilit uydurmak güç
açılırsa benden önce sen gireceksin

yoksun, 3. hafta için.

Saturday, June 22, 2013

carpe diem!

http://www.omersevincgul.com/p/carpediem.html

Yağmur taşları eskitiyor, zaman yüzleri.
Söylenmeyen her güzellik kalp ağrısına dönüyor.
Yazılmamış her şiir ölüm oluyor sonunda.
Sen, kalemde sakladıklarını beyaz kağıtlara anlatmalısın.
Ki hiçbir çığlık, tutulan sırların sessizliği kadar sağır edici değil...
Ve yazarsan kağıdın mürekkebi emmesi kadar tutkulu yazmalısın.
Yağmur taşları eskitiyor...
Zaman, güncesini alınlarımızda tutmakta...
Sen, yazmalısın!
Yaşamı saklamalısın kağıtlarda.
Çünkü bir şiir mevsimi ömrümüzde bizden geriye yalnız yazgılar kalıyor...

Wednesday, June 19, 2013

la luna

sen giderken
saygıdeğer ve saygılı ay
yolcuların ve âşıkların koruyucusu
âşık bir yolcu için
ışıklarını kapadı

yeni bir ay doğdu
döndü dolandı büyüdü
bak ilk dördünü geçiyor
sende daha gün batarken

yoksun, 2. hafta için.

Monday, June 17, 2013

zaman en kötü sınav

uyurken senden "iyi geceler!" alamamak ne fenaymış
günaydın'larımız bile başka düzlemde
sınavın büyüğüne girmişiz de haberimiz yokmuş be sevgilim

yoksun, 1. hafta için.

Sunday, June 16, 2013

ne istediğimi bağıra bağıra söylemem mi lâzım?

tuhaf bir rüya gördüm bugün
hızlı çekim
yetişmek gerekiyormuş gibi bir yerlere
sen vardın

yoksun, 7. gece için.

Saturday, June 15, 2013

az özle

doğum günüme iki ay kalmış
sevdiğim gibi seviliyorum
bu yıl şanslıyım

yoksun, 6. gece.

Friday, June 14, 2013

yok

dün yoktun
ben de yoktum
şiirimiz de yoktu

yoksun, 5. gece için.

Wednesday, June 12, 2013

kötü haber

aşka zaman yok
devrime artık inanmıyorum
sevdiğim daha kaç insanı alacak elimden?

yoksun, 4. gece.

başım ağrıyor

yorgunum sevgilim
bir sevgi açlığı içinde yaşamaktan
seni özlemekten
ve parçası olamadığım düşlerinden

yoksun, 3. gece.

Tuesday, June 11, 2013

erken başladı

yokluğun bi kadeh sek rakı misali
tütünsüz uykusuz
düşlerimde seni göreceğimi bile bile
uyuyamıyorum

yoksun, 2. gece.

Monday, June 10, 2013

her gün bakacakmışsın, her gün yazarım ben de!

planlarında olmayan bir aşksa bu
planları olmayan bir kızla
planlayamacağın bir geleceğe atılıyorsun demektir

yoksun, 1. gece.

Friday, June 7, 2013

uzun süredir ağlayarak bişiy yazmıyordum. bak ne buldum:

"REQUIEM FOR A DREAM"

9 ARALIK 2012. OSMANİYE.

Keşke diğerleri gibi, görünen yaralar bıraksaydın bende. Aşka en yakın olduğum andayım. "Only the unsubduable can be loved." Bir nevi kadınların efendi adam yerine piç tercihi de denebilir!

Sevmek yarı ölmektir
Ama aşktır ölümden güzel olan
Ne aşk var ne mutlu sonlar
Yollardayım

1 hafta insan hayatında ne ki? Sana diyemediklerimi küçük defterlerde, 8 saatlik yollarda, yağmursuz göklere inat gözyaşlarımda biriktireceğim öyleyse.

Gözyaşlarımız bitti mi sandın?
Çünkü yitirilmiş cennetlerden başka cennet yoktur
Ve sevgiyle ağlarım düne

Sana yalan söyledim aşka inanıyordum ben
Korktum korkarsın diye
İnanılabilir her şey gibi
Aşka da inanıyorum tutkuyla
Ama vahiy gecikti ama yüz çevirdi bizlerden
Ama VAR. Ben Gördüm.
daha önce, şimdi, sonra da belki

Keşke bu kadar çabuk bıkmasaydın benden. öyle yalnızım ki.

Aşka ve ölüme bu kadar yakın..
Dün buldum bugün kaybettim onu

Bahanelerimi geçiştirdin hep
Ağzın iyi çalışıyor.

Seni tanıdım
Dağlardan geçtim
Dağlara döndüm
Ve akşam güneşi bana vurmaya başladı
Saçlarım gerçekten kırmızı
Tenim gerçekten beyaz
Ve ellerim gerçekten yumuşak oldu
Ama soğuk.

Gözlerim akşam güneşinden kamaştı
Geceye ısındı
Ve dudaklarına alıştı.

Sazlıkları, kavakları, ovaları, dağları, ve dağ doruklarındaki karları sever oldum. yeniden.

Bana bunu yaptın
Şimdi öylece nasıl çekip gidiyorum?

Bu kadar mı mantıklı
21. yüzyılda aşk
Var mı sahiden o zaman?

- Tanrının istediğinin bu olduğundan emin misin?
- Birbirimizi sevmemizi istediğinden eminim.

Güneşe bakmak acı veriyor
Buna rağmen ve bunun için
Bakmaya devam ediyorum

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Bütün iş, Tahirle Zühre olabilmekte
Yani yürekte.

Seni sevdim
Seni birdenbire değil
Usul usul sevdim
"Uyandım bir sabah" gibi değil
Öyle değil
Nasıl yürür özsu dal uçlarına
Ve gün ışığı
Sislerden
Düşsel ovalara.

Thursday, June 6, 2013

gel.

uzanıp saatlerce beni izleyecekmiş
gelse, bir gelebilse
uzun uzun yüzüme bakıcakmış
gözlerime
sevicekmiş uzun uzun
dokunucakmış
gelince
uyanıp da yanında beni görünce
içinde bir şeyler onarılıyormuş sanki
tutup kendine çekiyormuş beni
aramızda bir santim uzaklığa bile dayanamayarak

gelirse
izin vereceğim her isteğine


kendimi yokluğuna hazırlıyorum

hep yoktun hiç vardın bıdıbıdı
ne fark eder
ben şimdi
sorumluluklarımın gölgesinde oturmuş
dışarda alıp başını yürüyen isyana bakarak
kendimi yokluğuna hazırlıyorum
gidişine.

bunu yaparken
hiçbir malzeme bilgisi
hiçbir yapı niteliği
hiçbir görsel iletişim yolu
yardımcı olmuyor.

saçmalıyorum
seni özlüyorum
bu gece yine yalnız ağlıyorum.

anlamadığım sözleri olan
yabancı şarkılar dinliyorum
müzik ne güzel şey, diyorum
sanat ne güzel
aşk, ne güzelsin!

ah, bir de olsan..

yaklaşan yeni aya ağlıyorum
tutulmayan sözlere ağlıyorum
gerçekleşmeyen niyetlere
kırılmasın diye sakladığım düşlerime ağlıyorum
bize
yaklaşan ayrılığa
tutulmayan ellere
gerçekleşmeyen bedduama ağlıyorum
kırılmasın diye kalbim

kırılmayım diye
nereye kadar eğilip büküleceğim
kimi kandırıyorum

aşkım,
aşk da olmaz ki okyanus-aşırı!

Sunday, May 19, 2013

dörtlüklü şiir

sen git bak nasıl düzene giriyor her şey
dengesizliğim nasıl duruluyor bir gör
dalgalarım, fırtınalarım,
ovalarım ve çöllerim nasıl eşitleniyor

uyku saatlerim "normal"leşiyor
öğünlerim ve ders programım da öyle
yalan ve yanlış ve yasaklı bir şeyler
yapmak üstüne engel olamadığım o istek bile

her gece aynı sokağa çıkıyorum
aynı insanlarla tanışıyorum
aynı kaçamak temaslardan kaçıp
aynı yalnız yatağıma dönüyorum

gör bak nasıl düzenli
nasıl tahmin edilebilir
nasıl faydasız bir hayatım olacak
hele bir git

Wednesday, May 15, 2013

birden çıktı. hoşuma gitti.

seni zaman kadar uzun seviyorum sevgilim
yollar kadar çok
kafamı çıkarıp komodine koyuyorum birlikte uyurken
ama birlikte değilsek, bir de uyumuyorsam
nasıl zor düşünmemek..

Monday, May 13, 2013

bu şiirin tamamını okumalıymışız

yalnız bir opera < yaz geçer < murathan mungan



ve bitti...

sonra yalnız bir opera başladı

ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
ben sende bütün aşklarımı temize çektim.

imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu.
ve elbet üzerinde durulmuyordu.
sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
biraz daha fazla sevdiğim,
biraz daha önem verdiğim.

başlangıçta doğruydu belki.
sıradan bir serüven,
rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
gün günden hayatıma yayılan,
varlığımı ele geçiren,
büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
ve hala bilmiyordun sevgilim
ben sende bütün aşklarımı temize çektim
anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
bütün kazananlar gibi
terk ettin.

yaz başıydı gittiğinde,
ardından,
senin için üç lirik parça yazmaya karar vermistim.
kimsesiz bir yazdı.
yoktun.
kimsesizdim.
çıkılmış bir yolun ilk durağında
bir mevsim
bekledim durdum.
çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.

sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yüzündeki küskün kedere,
gür kirpiklerinin altından kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
çerçevesine sığmayan
munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yaz başıydı gittiğinde.
sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti mayıs.
seni bir şiire düşündükçe
kanat gibi, tüy gibi,
dokunmak gibi uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
belki de ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.

yaz başıydı gittiğinde.
bir aşkın ilk günleriydi daha.
aşk mıydı, değil miydi?
bunu o günler kim bilebilirdi?
"eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen"
notunu buldum kapımda.
altına saat: 16.00 diye yazmıştın,
ve 16.04'tü onu bulduğumda.

daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
takvim tutmazlığını
aramızda bir düşman gibi duran
zaman
daha o gün anlamalıydım
benim sana erken
senin bana geç kaldığını

gittin.
koca bir yaz girdi aramıza.
yaz ve getirdikleri.
döndüğünde eksik,
noksan bir şeyler başlamıştı.
sanki yaz, birbirimizi
görmediğimiz o üç ay,
alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan,
olmamıştı, eksik kalmıştı.

kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
adımlarımız tutuk,
yüreğimiz çekingen,
körler gibi tutunuyor,
dilsizler gibi bakışıyorduk.
sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.

fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki. zamanla
gözlerimiz açıldı,
dilimiz çözüldü
güvenle ilerledik birbirimize.
gittin.
şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
biliyorum
ne sen dönebilirsin artık,
ne de ben kapıyı açabilirim sana.

şimdi biz neyiz biliyor musun?
akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
birbirine uzanamayan
boşlukta iki yalnız yıldız gibi
acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
bir zaman sonra
batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
bizden diyorum, ikimizden
ne kalacak?

şimdi biz neyiz biliyor musun?
yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. umut
ve korkunun
hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını
bilmeyen
çocuklar gibi
ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

kış başlıyor sevgilim
hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
oysa yapacak ne çok şey vardı
ve ne kadar az zaman
kış başlıyor sevgilim
iyi bak kendine
gözlerindeki usul şefkati
teslim etme kimseye, hiçbir şeye
upuzun bir kış başlıyor sevgilim
ayrılığımızın kışı başlıyor
giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
yazıya oturup
sonu gelmeyen cümleler kurmak,
camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...
böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
içimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar,
eşyalar gözünüzün önünde durur
birlikte yarattığınız alışkanlıklar
korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
çağrışımlarla ödeşemezsiniz

dışarda hayat düşmandır size
içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
bir ayrılığın ilk günleridir daha
her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta

gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
kulak verdiğiniz saat tiktakları
kaplar tekin olmayan göğünüzü
geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
bakınıp dururken duvarlara

boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak,
eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında
kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
kendimizin içinden
yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
yeni bir iklime, yeni bir kente,
bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye,
ameliyata alınmaya kendimizi hazırlar gibi

yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
ve kazanmış görünürken derinliğimizi
ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
bir an'ın, yalnızca bir an'ın bütün bir hayatı kapladıgı anlar
o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar

denemeseniz de, bilirsiniz
hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar

bana zamandan söz ediyorlar
gelip size zamandan söz ederler
yaraları nasıl sardığından,
ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
zamanla ilgili
bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
hepsini bilirsiniz zaten,
bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
dahası onlar da bilirler.
ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
bittiğine kendini inandırmak,
ayrılığın gerçeğine katlanmak,
sırtınızdaki hançeri çıkartmak,
yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
kolay değildir elbet.
kolay değildir
bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
zaman alır.
zaman,
alır sizden bunların yükünü
o boşluk dolar elbet,
yaralar kabuk bağlar,
sızılar diner, acılar dibe çöker.
hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
o boşluk doldu sanırsınız
oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

gün gelir bir gün
başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı
ansızın geri teper.
dilerim geri teper.
yoksa gerçekten
bitmişsinizdir.

zamanla yerleşir yaşadıkların,
yeniden konumlanır, çoğalır anlamları,
önemi kavranır.
bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey,
çok sonra değerini kazanır.
yokluğu derin
ve sürekli bir sızı halini alır.
oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır

ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
günlerin dökümünü yap
benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
kim bilebilir ikimizden başka?
sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
kendiliğindenliği
yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
bir düşün
emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
bunlar da bir işe yaramadıysa
demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda

bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
solgun yollardan geçtim.
bakışımlı mevsimlerden
ikindi yağmurlarını bekleyen
yaz sonu hüzünlerinden
gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
geçti her çağın bitki örtüsünden
oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
bakarken dünyaya
yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
çiçek adlarını ezberlemekten geldim
eski şarkıları,
sarhoşların ve suçluların unuttuklarını hatırlamaktan
uzun uzak yolları tarif etmekten
haydutluktan ve melankoliden
giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
duyarlığın gece mekteplerinden geldim
bütünlemeli çocuklarla geçti
gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
yaram vardı. bir de sözcükler
sonra vaat edilmiş topraklar gibi
sayfalar ve günler
ışık istiyordu yalnızlığım
kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
ilerledikçe...kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
aşk ve acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
daha şiir bitmeden.
karardı dizeler.
aşk...bitti. soldu siir.
büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden

daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
aşk yalnız bir operadır, biliyordum: operada bir gece
uyudum, hiç uyanmadım.
barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
eksiliyorduk
mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
her otelde biraz eksilip, biraz artarak
yani çoğalarak
tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
ağır ve acı tanıklıklardan
geçerek geldim. terli ve kirliydim.
sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
ve açık hayatları seviyordu.
buraya gelirken
uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
panayır yerleri...panayır yerleri...
ölü kelebekler...ölü kelebekler...
sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
adım onların adının yanına yazılmasın diye
acı çekecek yerlerimi yok etmeden
acıyla baş etmeyi öğrendim.
yoksa bu kadar konuşabilir miydim?

ipek yollarında kuzey yıldızı
aşkın kuzey yıldızı
sanırsın durduğun yerde
ya da yol üstündedir
oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı

aşkın bir yolu vardır
her yaşta başka türlü geçilen
aşkın bir yolu vardır
her yaşta biraz gecikilen
gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
gözlerim
aşkın kuzey yıldızıdır bu
yazları daha iyi görülen
ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
ilerlerim
zamanla anlarsın bu bir yanılsama
ölü şairlerin imgelerinden kalma
sen de değilsin. o da değil
kuzey yıldızı daha uzakta
yeniden yollara düşerler
düşerim
bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
ben yoluma devam ederim. bitmemiş bir şiirin ortasında
darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
yaşamsa yerli yerinde
yerli yerinde her şey

şimdi her şey doludizgin ve çoğul
şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
şimdi her şey yeniden
yüreğim, o eski aşk kalesi
yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden

dönüp ardıma bakıyorum
yoksun sen
ey sanat! her şeyi hayata dönüştüren

Sunday, April 28, 2013

seni ne zaman affedicem?

biraz daha vakit var
sinir krizleri için, diyorum
histerik iç çekişlerle başlayıp biten günler
ve aşk için

bir lafı en dolambaçlı yollardan getirdim sana
korkarak ciddiye alınmaktan
ama alınmamaktan daha çok
iddialı lafları yutarak gömerek içime
içimi temiz tutarak

ne olduysa oldu işte
oluyor
ve olacak

bu defa şanslıydım
haddinden uzun sürdü
yaşım mı geldi sen mi geldin bilmiyorum
söylemediklerim boğuyor beni
söyleyemiyorum

uzun lafın kısası,
mutsuzum sevgilim
bu defa âşığım da üstelik
ayrılamıyorum

Sunday, April 21, 2013

"ya sakin ol şuanki tavrın çok önemli"

seni seviyorum
uzun uzun
bitmesinden ölürcesine korkarak
tadını çıkara çıkara

araya giren
eskiden kalma
yeniye gönderme
bütün kırık bisküvi parçalarına inat
ve onlarla birlikte

dilimin üstünde kaydırarak
altından geçirerek
tüm hücrelerimle özümseyerek seni
ama çok da yüz vermeyerek

fazla sıcak geçeceğe benzeyen
bir yaz mevsimi gelirken
katlanılır kılacak tek serinliğim
tek beklentim

dondurma'm :)

Friday, April 12, 2013

what should be done to remain?

senin için bir şeyler olmak istiyorum
kadının, turtan, kurabiyen
senin için bir şeyler kalmak istiyorum
miskinen, sahiben, çocuklarının annesi
unuttuğum ne varsa sende bilmek istiyorum
"tehlikeli" arkadaşın, sevgilin, aşkın
kuruyup kalmış içimi sen yeşert istiyorum
yuva yıkanın, p.ç edenin
zamandan çalabildiğim kadarını senle geçirmek
sen benimle kal
ve o kadarıyla yetinip mutlu olabilmek
beklentisiz ve vaadsiz
bize dair her şeyi herkes bilsin istiyorum
korkuyor musun sen âşık olmaktan?
geçmişi ve geleceği şu anda yaşayan bu kızın
onla olmadığı gibi senle de olduramıyoruz
aklına gelen kesik kesik bu sözcüklerin
öpemedim sarılamadık bile
dışımla aynı anda konuşan içses ile kazandığı
en son ne zaman seviştin peki?
karmakarışık bütünü anlatması lâzım
durma!


Monday, April 8, 2013

aşk, var olmaktır!

aşk
bir anlamda
var olmaktır
belki

beylik laflar edecek denli "tecrübeli" sayılmam, beyim
ne de sizin kadar becerikli
el yordamıyla âşık oldum hep
siz elimden tutana değin
ondandır bu kelime seçememe
tenine değememe
adını fısıldayamama
hâli

çünkü ben
öyle açmışım ki meğer
sevilmeye

İNLEYE İNLEYE HAYKIRMAK İSTİYORUM

(fısıldamak yerine)..

Saturday, March 30, 2013

sevli boylum al yazmalım (modern zaman)

- Bizden sevgili olur mu?
- Bu bir teklif mi?
- Soruyorum, sence olur mu?
- Benden sevgili olur ama 'biz'i bilemem.
- Benden de sevgili olur. Uzaktan ilişki yürür mü?
- Yürütmesini bilirsek yürür, bilmezsek yürümez.
- Ben seni özlerim yaa. Ya sen?
- Bilmem, özlerim herhâlde. Özletme, özletir misin?
- Özletirim. Özle beni.
- Özlersem daha zor olur ama bizden sevgili.
- Özlemezsen de sevgili olmaz.
- Bu cevabı bekliyordum.
- Tek bir cevap var. Olur mu bizden âşık iki insan?
- Her şeyi denemek lâzım.
- Her şeyi denerim bak?
- Dene, denemeden bilemeyiz.
- Denemek lâzım. Denesek mi?
- Peki bu bir teklif mi?
- Tekliften kastın, canım benim?
- Ciddi misin yani?
- Bi' ciddi gördüm kendimi.
- Ben de öyle göreyim bari.
...

Sunday, March 24, 2013

oldfriends

yok, ingilizce yazmicam. burası bari türkçe kalsın. başlık öyle çıkıverdi sadece.

yan yana demlenmiş yürekler
aynı gözyaşında yıkanmış yüzler
birbirinde çınlamış kahkahalar
araya giren zaman da olsa yollar da olsa insanlar da olsa
senkronlarını arada kaçırsalar, kaybolsalar da
kopmayan bağlarla mecbur bırakılmışlardır
yeniden buluşmaya

ve özlenirler, sakin akşamüstleri iç çekerek dinlenen şarkılar gibi..

Tuesday, March 19, 2013

Sunday, March 17, 2013

yok

hayır gerçekten onla bişiy düşünmüyordum o zaman bile
yani ciddi veya değil hiçbişiy düşünmüyodum

ama çok güzel öpüşüyodu.

Saturday, March 16, 2013

Sunday, March 10, 2013

seni uyarmıştım

dokunma bana, yanarım demiştim
öyle kıskanırım ki nefes alamazsın
bencil, sıkıcı ve düşüncesiz bir kadın olurum
bana ona seslendiğin gibi seslenme, demiştim
ona veya onlara işte
bulurum, bilirim ve baş edemem demiştim
şimdiki zamanda anılarıyla var olan kadınların için
çünkü anılardan ayrılamazsın sevgilim
kendimden biliyorum
ve eğer benim sevdiğim kadar seviyorsan anılarını
onları öldürmek istiyorum.

Thursday, March 7, 2013

arife

yatıcaz, kalkıcaz, ordayım. (bkz. gülşen)

trenle gelinebilen şehirleri hep sevdim
trenlerle, vapurlarla gidilmeli sevenlerin yanına
şehirleri güzelleştiren insanlarsa eğer
yolları güzelleştiren de insanlardır

hadi birlikte uyumayalım.

Monday, February 25, 2013

bunu okuma.

eksilmeye aç başlar kadın sevmeye
sevmek eksilmektir onca, zira
eksilmeden sevmeyi bilmez
ondandır erkeğin kimle eksildiği
nasıl eksildiği ve öncesi
tam hâlinin tahayyülü
hep daha fazlası
aklının bir köşesinde durur.

ve kan varken bütün kelimelerin altında
ve çok aşığı var diyorlarken
ve zor kadınken
ve söylese o ben söylememem iken
ve hala haber bekliyorken ondan
(o, kimse artık)
ve ikimiz birden sevinebilirken
ve içimdeki en acı suların bile şimdi bir tadı varken
(bazen acı da tuzlu da olsa)
ve gidemezken buralardan
ve seni tanımayan yokken bu şehirde
ve ve ve ve ve
Saire.

ben sana sözler tuttum içimde
seni bekleyerek
ve daha sakladığım sözlerim varsa
kalsın diyedir bana da bir şeyler
sen gittikten sonra,

sen'ler hep gidersiniz çünkü.

Tuesday, February 12, 2013

tüketim toplumu

inancımı kaybetmeme ramak kalmıştı, sen geldin. aşka inandım yeniden. sana inandım. inandığım bu şeyin gerçekliğini sorguluyorsam hâlâ, inancımda gedik mi açılmıştır nedir?

beni tüketecek bir şey buldum, aşk gibi.

Friday, February 1, 2013

hiç âşık oldun mu?


bu şarkı dönüyo içimde. bi' arayış hâli. buldum sanırken. hiç diilse bişiyden eminken.

doğru ne? bir zara mı bağlı inandığımız bütün doğrular? aklımın bekaretini kaybettim ben. başka öbür diğer her şey önemsizleşiyor..

"tanrının birbirimizi sevmemizi istediğinden eminim" diyor filmdeki papaz. inanmak istiyorum.

çocukluğun kalbinde, anneannemin odasında oturuyorum. onu özlüyorum. çocukluğu. anneannemi. her şeyin alabildiğine basit açık ve anlaşılır olduğu zamanları. boş vaktimin çokluğundan ne yapacağımı şaşırdığım yaramaz öğleden sonraları. ki kaçta yatarsam yatayım sabah çizgi filmi kuşağına uyanırdım.

i must be right.

"belki"siz, "olabilir"siz kesin cevaplarımı özlüyorum. geçmiş ve gelecek kaygısı olmadan ânı yaşamayı.

geçmişi unutabilirim. peki ya gelecekten nasıl kurtulucam?

biz erken büyüdük. aşka âşık, daha ne kadar arayacağız?

- hiç âşık oldun mu?
- hep!

Wednesday, January 30, 2013

gevezelik

bugün oturdum yeni, filimli ajandama mayısa kadar bildiğim bütün doğum günlerini işledim. feysbuksuz hayat mümkün olsun diye. bunları feysbuka baka baka yazdım ama olsun.

yazıdan önce başlığı yazmadığım için temel ve sabit bi design idea bulup onun çevresinde şekillenemiyorum. için değil de gibi daha iyi olacak.

evdeyim. çocukluk, gençlik evim. odam bile artık benim odam değil. kayıplarımızla yaşıyoruz. kendime yabancılaşa yabancılaşa kendimi tanıyorum. tanımlıyorum. evet bu daha doğru.

kendimi düzelte düzelte öldüm. "ben kimim?"e baştan mı başlasak acaba? o diil de fazla açık fikirlilik de başa belaymış. benim dengemi bozmayınız.

düşünmicem lan.

Monday, January 28, 2013

senkron

iki insanın aynı anda birbirini sevmesi ihtimâli
aşk

..

Wednesday, January 16, 2013

sensiz olmaz

yine kendi kendime sormadan duramadım
"niye seni böyle istiyorum?" diye, bulamadım.

..

gece gelmiş, yatağım boş

sen uzaktasın ben uzanmış

..

bu da senin şarkın sanki :)

Sunday, January 13, 2013

çok çekici görünüyorsun, dedi

oysayağmurdangelmiştimhalimperişandısaçlarımıslanmıştıkırmızısıkıvırcıklaşmıştıkırmızırujumdudağımınkenarınabulaşmıştırimellerimakmıştıomzumuaçıktabırakanbluzumungöğüsdekoltesibirazfazlamıkaçmıştı

osıradasevgilimküsmüştüdargındıçocukgibiergengibigecemintadınıkaçırmıştıkeşkeoolsaydıocümleyisöyleyen

obenimsadakatimihaketmiyordedimonayladı

sendenayrılmamıisteyenneçokkişiolmayabaşladı

Thursday, January 10, 2013

10 ocak

olmamışlara, olamamışlara gelsin bu yazı
geçen yıl bu zamanlar hazırladığım o cd ye
birlikte dinlediğimiz şarkılara
başka şehirlerdeyken tadına doyamadığımız sohbetlerimize gelsin
ankaradan güneye uçamayan o kuşa
geceleri 12den önce "available" olmayan o adama
korkudan çıkılamayan akşam yemeklerine
bir yaz günü durup dururken gelen aramalara gelsin
manidar "Peki."lere
hâlâ aklımı kurcalayan o "acaba?"ya gelsin

iyi ki doğmuşsun sevdiğim adamlardan biri.

Wednesday, January 9, 2013

tam kalbime gelmemiş ok

depresyon nedir?

keyif aldığım şeyleri yapmak için bahane!

yurt odasında "ama senin değilim yâr, değilim" eşliğinde göbek atmak mesela :)