Wednesday, November 30, 2016

muazzam

sen peri tozu dersin buna ben aşk derim başkası anlamaz ama bir'dir ya hani sonunda, çatışmalardan ve destansı savaşlardan daha yüce midir ebedi sessizlik yoksa kendimizi oyalama biçimlerimizden yalnızca biri midir BİLMİYORUM ama merak... işte orada dur.

anı biriktirdim. bohçama sığmayacak her şeyi hafızamda biriktirdim. kendiliğinden silinenler yetmedi oturdum kendim sildim bazen parlattım bazısını, çok az kaldı parıltımız malum. başkasından gelmez sana lâzım olan, sen çağırırsın onu, iğrenç materyalist inançsızlığın ortasında hikayelere inanan bir ben kalsam da inanacağım biliyorum hikayesini anlatacak her yeni bard'a. ben dinlerim, en iyi bildiğim şeydir dinlemek çünkü herkes anlatmıyor ama kimse de dinlemiyor. ben dinlerim seni, içimden de konuşsan dışımdan da, beklentilerimi karşılamasan da - hayat böyle değil mi kendi beklentilerini doğurur beklemediklerimiz - ben dinlerim ilk defa gibi son defa gibi yeniden yeniden yeniden heyecanlandığımız her an gibi dinlerim senin hikayeni.

bazı şeyler var ki aşk. ama merak... işte orada dur.

Wednesday, November 23, 2016

inat

İlle de aşk. Şems gibi, tomris gibi, dekadan gibi. İlle de aşk uğruna hiçbir şeyden geçmemiş gibi. Hiç kaybolmamış, kaybetmemiş gibi. Yitiğini bulmamış bulduğunu yitirmemiş gibi. Gece yarıları için titreyerek gözyaşları dökmemiş, öfkelenmemiş, dönüp dönüp her sefer affetmemiş gibi. Kendini düşkünleştirmemiş hiç büyük hatalara düşmemiş tövbelerden dönmemiş gibi. İlle de aşk hitabında rezone eden mektupları başka diyarlara ruhundan üflememiş gibi. Dünyanın çirkinini hiç görmemiş kendi şeytanını öldürmemiş ağız olmadığın kulaklara yorulmamış gibi. Yüzün düşmemiş yanlış rol biçmemiş çaresizlikten ikibüklüm beklememiş gibi. Nefsine nasihat ettirmemiş yalnızlıkla terbiyelendirmemiş şiddetle eğitmemiş gibi. Hiç aklı kalbine karşıt tutmamış taraftar olmamış kibre düşmemiş gibi. Dokunduğun herkesi dönüştürme işgüzarlığını devam ettirmemiş egonu okşatmamış kendine ihanet etmemiş gibi. İlle de, ille de AŞK.

Olmamış ve oldurulmamış gibi.

Sunday, November 13, 2016

Az once hayatimda ilk defa

Bir dugun hayali canlandi gozumde. Hayir, daha once oturup uzun uzun dusunmustum, zorlamistim kendimi bunu hayal edebilmek icin ama ancak gelinlige dair birkac ayrinti canlandirabilmistim. Birinden evlilik teklifi aldigimda da, bir baskasina asik oldugumda da, otekiyle omrumu geciririm ki diye dusundugumde de hic bu kadar canli bir sahne gelmemisti tahayyulume.

Istanbul, bogazdan uzak bir deniz kenari. Yagmursuz bir eylul aksami, yazdan kalma, mevsimi hatirlatir hafif meltem. Yari cimen yari tas, beceriksiz bir zemin kaplamasi. Agaclar, agaclardan gecen teller, tellere takili rengarenk ampuller. Ortasi bosluk, cevresi iskemleler masalar ve kirli beyaz musamba ortuler. Gulen, kahkahalar atan insanlar, cogu 30lu yaslarinda, arada kosusturan 5 yaslarinda cocuklar ama kimse kovalamiyor onlari. Ozgurler. Muzik yapan insanlar var, fotograf ceken insanlar var, hepsi arkadas - dost. Gun batinca baslamis eglence. Kimse sacinin bozulmasına aldirmiyor. Ben ayakkabilarimi cikarmisim zaten coktan. Cimlerde oturuyorum beyaz elbiseyle, cocuklar fotograf cektiriyor benle. Gelin teli var basimda. Cicegimi atmamisim, koparip koparim veriyorum herkese. Gelemeyecegini soylemis cok sevgili arkadaslar geliyor bir bir, her araba yanasma sesinde hop oturup hop kalkiyorum. Agliyorum biraz mutluluktan.

Adam? Saci ruzgardan karismis, yuzu ince hatli, ipek gomlekli biri. Kocam. Tirnaklari muntazam kesimli, gulunce gozlerinin cevresi -benim gibi- kiris kiris oluyor. Seviyorum onu. Kaldirmaya calismiyor beni cimenden. Ama "dans edelim" diyor, ellerimden tutup burnumdan opuyor. Seviyor beni. Gece esikten kucaginda gececegim.

Neden simdi, degil mi? Cunku ben mumkun seylerin hayalini hic kurmam.

Saturday, November 12, 2016

Icimdeki firtina ele gecirdi beni

Selam

Uzundur burayi ic dokme amacli kullanmiyordum. Vakti geldi ki buradayim. Cunku uykuya dalmakta uyanmakta sorun yasiyorum bir suredir. Cunku kendimden beklentilerimi karsilayamiyorum. Aslina bakarsan pek cok sey iyiye gidiyor gibi, ama aslina bakasim yok.

Iyi degilim. Kendimi oyalayacak bir ask hikayesi uyduramiyorum bile. Dramaqueen at her finest. Neyse. Sorun su ki her seyin tam olmasini istedigim gibi olmasini beklemekten, bunu ummaktan ve bunun icin caba gostermekten yoruldum. Hayatin gercekleriyle bir bir yuzlesiyorum. Burjuva hevesleri icinde bir proleterim. Bunu yasarken kendime koydugum limitleri asali cok oldu. Artik hicbir sosyal interaction bana kolay gelmiyor. Gulumsemem donuk. Nesem sahte. Azmim cocuk oyunu. Kendimi kandirisimin git gide daha da farkinda olarak buna devam etmek sacma.

Rolum bitti galiba. Yeni bir oyun kurmak icin de malzemem yok.



Az once cok sevdigim bir abimin hakli sitemine maruz kaldim. Kendime dizdigim mazeretleri bir cirpida alasagi eden bir sey bu, deger verdigim insan goruslerindeki incecik bir catlak. Benim olumum bundan olacak.

Kararlarimi uygulamiyorum. Sozlerimi tutmuyorum. Kendimi artik hic ama hic tanimiyorum ve herhangi bir zamanda tanidigimdan da emin degilim.

Ya bu kadarsam? Buysam yani? Perde kapandiysa ve selama ciktigimda kimse alkislamadiysa? Hatta salon bombossa ve ben gozume giren spotlardan oturu bu gercegi hic gormeden hevesle fuayeye kosturuyorsam? Ya kimse makyajsiz ve kostumsuz halimi gormek istemiyorsa? Buysa yani, gorup gorecegim, gozlerime bakip gulumseyen son kisi yarimakyajli bir kulis kiziysa, bensem?

Artik dusunmek istemiyorum.

Yarin yeni bir gun.............!

Friday, November 4, 2016


İçinde seslenip duranı nerede duyacağın belli olmuyor pek. Under_standing misali, kısıtlı bir boş "an" yakalıyor. Put emphasis on "kısıtlı". Yoksa sonsuz boşluk, anlamsız zaman, beyhude çaba. Ben de işte şimdi bu endüstrileşmiş ev ekonomisi dükkanında dolaşıp ahşaba ve cama dokunuyorum böyle.