Sunday, June 24, 2012

#54 e birinci rollama

evdeyim. şaşkınlıkla, yok olan hafızamın hiçbir şeyi değiştirmediğini görüyorum - eternal sunshine misali. yine gidip aynı soruya aynı cevabı veriyorum, aynı kitaba dayanılmaz bir arzu duyuyorum, aynı resmi beğenip aynı şarkıya "aa ben bunu niye daha önce dinlememişim?" diyorum.

ve zaman / mekan iyice silikleşiyor. dejavu.

Wednesday, June 13, 2012

"benim dengemi bozmayınız"

bilirim, gecenin üçüdür en uygun zaman. gece üç vakitlerinde danışırık biz de sevdiklerimizle. gece üç vakitlerinde ayık olandan korkmayacaksın asıl, sen-ben gibidir en çok.

geceleri seven küçük kızlar için hayat yeterince zorken, bir de büyümeleri istenir onlardan. geceden geceye büyürler. gözleriyle, elleriyle, kafalarıyla büyürler - ama fanusları büyümez. sıkışıp nefessiz kalırlar. ve biz, bunun için, onları suçlarız. gönül koyarız. kötü hissederiz kendimizi. tanrım bizi sınıyor mu cezalandırıyor mu, deriz. nesneleştiririz onları, ve canımızı acıtmaz artık. nasılsa kırdığımız bir kapı kulpudur kâlpleri.

yazmak engel değil ölüme, delirmeye.. hangisinden daha çok korkuyorum bilmiyorum. ama gece varsa, ben varsam, gecede uyanık biri varsa, ay tenli aşıklar şarkılara karşılık verse de vermese de sen varsın, biliyorum tanrım. bizler anlamayız işini (ben mesela çok merak ediyorum neden böyle yaptığını).

senden yüz çeviren kullarının yüzlerini avuçlarına al ve doğru yola çağır onları. çünkü ancak sen yapabilirsin bunu. bu hayatı sürdürebilmek için dahi, senden gelecek o nefese muhtacız. bizleri yüz üstü bırakma.

amin.

Monday, June 4, 2012

o sen misin?

süzülür sabahlar / uyanır hatıralar

ankara çok çirkin. sıcak, soğuk, ama hep çirkin. başka bir hayat düşlemiyle akşam vakitlerinde göğe bakıyoruz. geceleri dahi değil. tasviri güç renkler var çünkü işte tam bu saatlerde.

acılar yaslar gizlenir kuytulara / sonra günahlar uzanır uykulara 
mehtap yol vermez karanlık pusulara / başlar sularda akşam

bir soru yetiyor kafaları kurcalamaya. binlerce soruyla yankılanıyor zaten. o sorular hep var. felsefeyi bu yüzden seviyoruz. ucu açık öyküleri bu yüzden seviyoruz. bu yüzden seviyoruz yarını belirsiz ilişkileri. bir ilişki olmama halini seviyoruz. korkuyoruz çünkü birine deliler gibi bağlanmaktan. milyonyılların yorgunluğunu taşıyoruz. milyonyılların kırılmışlığı var üstümüzde. dışımızdaki dünya dışımızda, içimize almamak için daha ne kadar inat edeceğiz?

aşklar emniyette / aşklar artemis'te

üstümüze yakıştırılan dertleri ya taşıyamazsak ne olacak peki? yokmuş gibi davranınca yok olmuyor ki hiçbir şey. orda birileri acı çekiyor, orda birileri ölüyor, o birileri bir parçamız, o birileri olmadan var olamazdık biz, biz burada yaşasak ne fayda. hem yaşıyoruz da ne oluyor, aynı teranede debelenen ölüme yakın balıklarız hâli hazırda. düşlemeye dahi cesaret edemiyoruz sevgiyi.

peri masallarıyla büyümüştük oysa kapı aralıklarından anlatılan.