Friday, May 16, 2008

take this waltz - leonard cohen (federico garcia lorca)

now in vienna there's ten pretty women
there's a shoulder where death comes to cry
there's a lobby with nine hundred windows
there's a tree where the doves go to die
there's a piece that was torn from the morning,
and it hangs in the gallery of frost.
ay, ay, ay, ay,
take this waltz, take this waltz,
take this waltz with the clamp on its jaws.

i want you, i want you, i want you
on a chair with a dead magazine
in the cave at the tip of the lilly
in some hallway where love's never been
on a bed where the moon has been sweating
in a cry filled with footsteps and sand
ay, ay, ay, ay
take this waltz, take this waltz,
take its broken waist in your hand.

this waltz, this waltz, this waltz, this waltz
with its very own breath of brandy and death
dragging its tail in the sea.

there's a concert hall in vienna
where your mouth had a thousand reviews
there's a bar where the boys have stopped talking
they've been sentenced to death by the blues
ah, but who is it climbs to your picture
with a garland of freshly cut tears?
ay, ay, ay, ay
take this waltz, take this waltz
take this waltz, it's been dying for years

there's an attic where children are playing
where i've got to lie down with you soon
in a dream of hungarian lanterns
in the mist of some sweet afternoon
and i'll see what you've chained to your sorrow
all your sheep and your lillies of snow
ay, ay, ay, ay
take this waltz, take this waltz
with its "i'll never forget you, you know!"

this waltz, this waltz, this waltz, this waltz
with its very own breath of brandy and death
dragging its tail in the sea.

and i'll dance with you in vienna
i'll be wearing a river's disguise
the hyacinth wild on my shoulder
my mouth on the dew of your thighs
and i'll bury my soul in a scrapbook
with the photographs there, and the moss
and i'll yield to the flood of your beauty,
my cheap violin and my cross
and you'll carry me down on your dancing
to the pools that you lift on your wrist
o my love, o my love
take this waltz, take this waltz
it's yours now, it's all that there is.

youtube kapalı, mp3 bulup indiremedim de. videosu için değil, müzik hakkında fikir edinesiniz diye bu linki ekliyorum:
http://www.videoplayer.hu/videos/play/159611

Thursday, April 24, 2008

sensiz de yaşanırmış - nesrin sipahi

her şey bitti artık sakın dönme bana
artık her şey bitti elveda aşkına
sen olmadan da yaşanırmış bu dünya
yazık o geçen yıllara, yazık o geçen yıllara

ben böyle her gün her gece
yaşıyorum gönlümce
bu hayat ne tatlı ne hoş
çılgınca sevişince

artık hiç acımam o gözyaşlarına
artık istemem git başkalarına
yeni sevgiler karıştı hayatıma
git artık istemem seni istemem

kimi zaman güç vermek için insanın kendine söylediği cümle: sensiz de yaşanırmış.
sensiz de yaşanırmış biliyordum, zaten yaşanıyor.
sadece yediklerimin tadı eksik azıcık, izlediğim filmin gözyaşı eksik bir kac damla,
gülüşümde gerçeklik eksik, sözlerimde his yok biraz, okuduklarımdan heyecanla başımı kaldırdığımda paylaşacak biri eksik, en güzel şarkılarda eşlik edecek ses eksik, gözlerimde ilk defa duyduğum şeylere gösterdiğim şaşkınlık eksik, pencereden bakınca gördüklerimi doya doya dinleyecek bir kulak eksik telefonun diğer ucunda, sıcaklık eksik, dobra dobra tartışacak ikinci ses eksik, beden tamam da sanki ruh eksik...
yaşanıyor mu evet yaşanıyor..
adeta tek boyutlu ve siyah beyaz bir dünyada, etraftan akıp gidenlerin arasında, kimse farkında olmadan eksiklerimin yaşanıyor...
yaşamak dediğin ne ki?         (ukaladumbelegi, 19.12.2005 18:21)

"hedefi farklı kaydet" derseniz:
http://www.birzamanlar.net/cgi-bin/arsiv.cgi?http://www.birzamanlar.net/arsiv/nesrinsipahi-sensizdeyasanirmis.asf

Thursday, April 3, 2008

ablama teşekkürlerle.. ^-^

Bir Hint Dergisinde insanların başarılı olabilmesi ve iyi bir insan özelliğini kazanabilmesi için aşağıda verilen on altın öğüde uyulması gerektiği ifade edilmektedir. Ardından da Üç şey kuralı aktarılmaktadır.
1. Düşünmeye vakit ayır; Düşünce güç icin kaynaktır.
2. Eğlenceye vakit ayır; Eğlence gençliğin sırrıdır.
3. Okumaya vakit ayır; Okuma bilginin pınarıdır.
4. Duaya vakit ayır; Dua, güç anlarda direnmenin desteğidir.
5. Sevmeye vakit ayır; Sevme yaşamı tatlı kılan şeydir.
6. Anlaşmaya vakit ayır.
7. Gülmeye vakit ayır; Gülme ruhun müziğidir.
8. Vermeye vakit ayır; Verme günün aydınlığıdır
9. İşini yapmaya vakit ayır.
10. Teşekküre vakit ayır; Teşekkür, yasam pastasının kremasıdır.

İdare edilecek 3 şey; Dilimiz, huyumuz, hareketlerimiz.
Sevilecek 3 şey: Cesaret, nezaket, yardim.
Nefret edilecek 3 şey: Kin, kibir, nankörlük.
İstenen 3 şey: Sağlık, dostluk, huzur.
Düşünülecek 3 şey: Hayat, olum, sonsuzluk.

Tuesday, March 18, 2008

gitmeler mevsiminde, nazan öncel

GİDELİM BURALARDAN

söyleyin yarime baharları beklesin
söğüdün dalları bugün eğilmesin
beni geçirmeye kardeşim gelmesin
annesinin bir tanesini kimseler üzmesin (x2)

gidelim buralardan
dayanamiyorum
gidelim buralardan
unutamiyorum

gidelim buralardan
dayanamiyorum
gidelim buralardan
unutamiyorum

ay aaaay ay ay aaaay ay ay aaaaay ay ay aaaaay ay ya (x2)

yükleyin ne varsa gönlüme demlensin
ayrılığın üstüne hasretim eklensin
beni geçirmeye yalnızlığım gelsin
ya dönülür ya dönülmez kimse üzülmesin (x2)

gidelim buralardan
dayanamiyorum
gidelim buralardan
unutamiyorum


gidelim buralardan
dayanamiyorum
gidelim buralardan
unutamiyorum

ay aaaay ay ay aaaay ay ay aaaaay ay ay aaaaay ay ya (x2)

http://www.freewebtown.com/chaddy/playlists/28664/171409.mp3

GİTME KAL BU ŞEHİRDE

güz yaprakları düştü
gazeller oldu
bulut indi yeryüzüne
sevdalı oldu
bir avuntu biraz keder
böyle bize neler oldu
bu ayrılık bir de hasret
çekilmez oldu
ay karanlık hep karanlık
yüzün bize döner oldu
bir ihtimal daha vardı
felaket oldu
gitme gitme gitme kal bu şehirde
gitme gitme gitme yazık olur bize

geceler kör dilsiz sanki
konuşmaz oldu
hüzünler koyduk üstüste
ayrılık oldu
bir avuntu biraz keder
böyle bize neler oldu
bu ayrılık bir de hasret
çekilmez oldu
ay karanlık hep karanlık
yüzün bize döner oldu
bir ihtimal daha vardı
felaket oldu
gitme gitme gitme kal bu şehirde
gitme gitme gitme yazık olur bize

http://www.freewebtown.com/chaddy/playlists/28664/171410.MP3

18 Mart 2008 18:31
"ez"gi..

Friday, March 7, 2008

kırmızı günlük'te yağmur damlaları

Sefil düşünceler ve küçüklükler arasında kaybolup, hayattaki büyük sırrı çözemedik, soru da cevapsız ve acımasız kalakaldı: Nasıl yaşadın, neden öyle yaşadın, neyi yapabilecekken yapmadın, başka bir yol, başka bir anlam arıyordun, yanlış zilleri, yanlış kapıları çaldın, yanlış yollara saptın, yanlış insanları sevdin, yanlış yataklarda uyudun, yanlış evlerde yaşadın. Neden hayal ettiklerini, düşündüklerini bu kadar küçümsüyorsun?...
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Hayat her koşulda paylaşmaya değer.
Günlüğünüz karşısında ruhen çırılçıplak kalmayı göze alabileceğiniz belki de tek dostunuz.

Sunday, March 2, 2008

EDİTÖR'DEN

     Oğluma "hiçbir şey" olarak doğduğunu, "bir şey" olmanın biraz kendi tasarrufunda olduğunu, ama buna daha çok yaşadığı dünyanın, ülkenin yön verdiğini söyleyemedim, bütün anneler gibi... Çocuklarımız, anneliğimizle, bu ülkenin insana şekil verme yöntemleri arasındaki uçurumu kapatabilmek için bedenin ve zihnin sınırlarına dolaştığımızı ölümle burun buruna gelmeden hissetmiyorlar. Yaşayabilmek için bizimle kurdukları işbirliğini çözmüş, dört nala kendi kimliklerinin peşinde gidiyorlar çünkü, kendilerini ölüm tacirlerini beklediğini bilmeden, akıl almaz bir iştah ve tutkuyla...
     Oysa, yaşamaktır bir insanın asli işi, yaşatmaktır anneliğin de gayesi...
     Ona var olan yiyeceklerden istediğini seçebileceğini söylerken, o gün ne istiyorsa onu giymesini izlerken, otobüste, dolmuşta, bir birey olarak ona da bir bilet alırken, onun sevdiği film kahramanının çıkartmasını kendi çantalarına da yapıştırırken, onunla birlikte arabesk, hiphop, metal vs. dinlerken, suskunluğunda odasının kapısını usulca çekerken, acısını başıbozuk bir merakla deşmek yerine sormadan sarmayı öğrenirken, yanındaki varlığımızın o kendi yolunu seçene kadar yol arkadaşlığından ibaret olduğunu derimize işlerken bir anne oğlunun sırtını sıvazlayabilir mi, ölüm güzergâhında? Hangi anne oğlunun hayatını yaratıcısının da kullanıcısının da iktidardaki erkekler olduğu kavramlarla takas eder? Savaşı hangi anne kutsar, barışı hangi anne reddedebilir, hangi anne oğlunu feda edebilir?
     Kadınlar bilir ve sezerler, anneliğe yağdırılan her övgü, her kutsal söz, oğullarını ve kızlarını kurban edebilmesini kolaylaştırmak içindir... Ses çıkarmasa da, bu kutsallık çukurunun daha çok çocuğun kanıyla dolmasına göz yumsa da bilir ki savaş bütün cephelerde çocukların kaybettiği aşağılayıcı bir oyundur... Ve yine kadın bilir ki, yaşlı erkeklerin iktidarında genç erkekler de birer piyondur...
     Her kim ki ölümlerin bitmesini ister, savaşın, şiddetin karşısında durur, kadının anne yanı ondan yanadır. Diğer bütün çatışmaların, gerilimlerin, söz dalaşlarının, inatlaşmaların, hayatı savunan birinin karşısında hükmü yoktur.
     Bu 8 Mart'ta kadınlar dört bir yanlarının ceset torbalarıyla çevrilmesine itiraz edecek, eşitlik, özgürlük taleplerinin önüne barışı yerleştirecekler... Çünkü biliyorlar ki, savaş sadece anneliklerinden değil, tümüyle kadınlıklarından vuruyor onları...
     Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nüz kutlu olsun.
     İyi haftalar...

Berat Günçıkan (bguncikan@yahoo.com) Cumhuriyet Dergi

Monday, February 25, 2008

AŞK olsun - ezginin günlüğü

Avcı vurdu, yaralıyım
Giyindim kuşandım, karalıyım
Sen de çek git, sen çek git istersen
Ben doğuştan, buralıyım

Karıştı aklım, gittin diye sen; ah, çözmek gerek yeniden
Silindi yüzün, ne gelir elden; ah, çizmek gerek yeniden
Eskitir adamı yıllar birden; formatlamak gerek yeniden
Bu hayat beni yordu dersen; aşkla yıkan o zaman, yenilen

Aşk olsun da, düş olsun
İster sonunda yaş olsun
Günler, gecelerde yaşananları
Kim unuttuysa taş olsun
Aşk olsun güzelim, aşk olsun

http://www.freewebtown.com/chaddy/playlists/28664/170523.mp3

Sunday, February 3, 2008

şule'nin başı..

’Şulebaş türban’ tasarımından kara çarşafa uzanan sıradışı bir hayat

Hayrünnisa Gül’den Emine Erdoğan’a kadar birçok kadının başlarını bağlama şekline "Şulebaş" deniyor.

Bu başörtüsüne adını veren Şule Yüksel Şenler kimdi? Nasıl ve neden örtündü? Bu türban modelini nasıl buldu? Terzilik öğrendiği Ermeni ustasının etkisi oldu mu? Türbandan sonra neden kara çarşafa büründü? Recep Tayyip Erdoğan ile Emine Hanım birlikteliğinin arabulucusu Şule Yüksel Şenler, neden iki kez evlenip boşandı? Türban konusunda Türkiye’de "çığır açan" bir gazeteci-yazarın işte yaşam hikáyesi.

KIBRISLIYDILAR

Babası Hasan Tahsin ile annesi Mihriban Ümran Hanım, teyze çocuklarıydı. Altı kardeştiler: Özer, Örsel, Şule Yüksel, Gonca Gülsel, Tuncer ve Çiğdem.

Tarih 29 Mayıs 1938. Kayseri. Şule Yüksel dünyaya geldi. Babası, Sümer Fabrikası’nda görevliydi. 6 yıl sonra görevinden ayrıldı. İstanbul’a yerleştiler. Bütün aile; anneanneler, babaanneler tüm akraba kadınları modern kıyafetler içinde, zarif ve şık giyiniyorlardı.

Şule Yüksel, Koca Ragıp Paşa İlkokulu’na giderken ailenin ekonomik düzeni bozuldu. Şenler çiftinin çocuklarına okul aile birlikleri yardım etti. Şule Yüksel, ortaokula kadar okuyabildi. Annesi kalp krizi geçirip yatağa bağlanınca okuldan alındı.

Artık evden çıkmıyor; temizlik yapıyor, yemek pişiriyordu. Arta kalan zamanlarında hep kitap okudu; ne bulursa onu okudu. Öyküler yazmaya başladı. Bunları Safa Önal’ın çıkardığı "Yelpaze" Dergisi’ne gönderdi. İlk yazarlığa burada adım attı.

Sonra Gökhan Evliyaoğlu, Peyami Safa gibi devrin ünlü isimlerinin bulunduğu "Yeni İstanbul" Gazetesi’nin gençlik köşesinde yazmaya başladı.

Bu arada gazetenin ilanlarını hazırlayan Yüksel Bey’den resim dersi aldı. Resim derslerini müzik dersleri takip etti. Ney ve kanun çalmayı öğrendi.

AĞABEY BASKISI

Ağabeyi Özer Şenler, Said-i Nursi’nin yakın çevresi içine girmişti. Ailesinin modern yaşamına; annesi ve kız kardeşlerinin örtünmemesine ve hele hele evde bile olsa kız kardeşlerinin erkek musiki hocalarından ders almasına çok kızıyordu. Bir gün evi terk etti.

Artık ağabeyi Özer’in yeni bir hayatı vardı. Dizinin dibinden ayrılmadığı Said-i Nursi, "Özer" adını da değiştirip "Üzeyir" koymuştu! Ağabey Özer Şenler’i, Said-i Nursi ile tanıştıran kişi ise, "Milliyetçiler Derneği"nden arkadaşı Nevzat Yalçıntaş’tı.

Şule Yüksel o günlerde áşık oldu. Lise öğrencisi mahalleli bir gence tutuldu. Aşk karşılıklıydı. Dört yıl flört ettiler.

18 yaşına bastığı gün iki aile yan yana geldi. Ancak bu söz kesme merasimi tatsızlıkla sonuçlandı. Müstakbel kaynanasının, oğlu ve geliniyle aynı evde yaşamak istemesi bu birlikteliğin sonunu getirdi.

Baba Hasan Tahsin Şenler bu teklifi kabul etmedi. Bu acı sonucu mutfakta öğrenen Şule Yüksel bayılıp kaldı.

Ve yıllar geçse de bu acı dünür olayını hiç unutamadı. Hatta çocuk sahibi olamamasını da bu olaya bağladı...

ERMENİ TERZİ

Annesi, aşkını unutması için Şule Yüksel’i Bakırköy’de bir Ermeni terzinin yanına çırak verdi. Gencecik yaşında her türlü elbiseyi dikebilecek düzeye geldi. Zamanla kalfalığa kadar yükseldi.

Ermeni ustasının Avrupa’dan getirdiği moda dergilerini elinden düşürmedi. Bu dergilerde gördüklerinden etkilenip ileride "Şulebaş Türban" tasarımı ortaya çıkaracağını kuşkusuz tahmin bile edemezdi...

Moda magazin dergilerini elinden hiç düşürmedi ama siyasi olaylara da ilgisiz kalmadı. 1950’li yıllarda başlayan Kıbrıs mitinglerine katıldı. Ata yurdunu unutmamıştı. Mitinglerde kürsüye çıkıp ağlayarak şiirler okudu.

27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra kurulan Adalet Partisi’ne katıldı. AP Bakırköy Gençlik Kolları, Edebiyat ve Kültür Kolu Başkanı oldu.

Faruk Nafiz Çamlıbel’in çıkardığı "Kadın Gazetesi"nde köşe yazmaya başladı. Asıl adı "Yüksel" idi. Ama kadın olduğunun anlaşılması için adının önüne "Şule" ekledi. O artık "Şule Yüksel Şenler" idi. O dönem siyasal görüş olarak aşırı milliyetçi Nihat Atsız’a yakınlaştı. Ama ağabeyi Özer’in (Üzeyir) hastalığı yaşamını değiştirdi.

OJELİ TIRNAKLAR

Ağabeyi sarılıktı. Annesi, kız kardeşleri hastanede başında beklediler günlerce. Ağabeyi kendine gelince onlardan son bir istekte bulundu: "Örtünün!"

Şule Yüksel sinirlendi: "Ağabey, neden bizden yapamayacağımız şeyler istiyorsun?"

Ağabeyi, "O halde Risale-i Nur toplantılarına katılın" dedi. Ağabeyin ölüm döşeğinde morale ihtiyacı vardı. Kabul ettiler. Risale-i Nur toplantılarına aileden ilk olarak Şule Yüksel Şenler gitti.

Bir evde beyaz örtüler içindeki on kadın, karşılarında başı açık, modern kıyafetli ve üstelik kendilerine göre hayli dekolte bir elbise içinde onu görünce çok şaşırdı.

Şule Yüksel eteğini çekiştirip, manikürlü ojeli parmaklarını saklayarak bir köşeye çekilip oturdu. Risaleleri dinlemeye başladı. Hiçbir şey anlamadı. Sıkıldı. Birkaç toplantıdan sonra kadınlardan biri, ojeli tırnaklarını "orangutan maymunlarına" benzetince çok utandı. Kendini "düzeltmeye" önce tırnaklarından başladı, artık oje yoktu.

Sonra kadınlar başını örtmesini istedi. O da, "ayıp olmasın" diye başını yarım örtmeye başladı.

"Ağabeyin çok iyi okuyor, bakalım sen nasıl okuyacaksın" diye eline risaleleri verdiler. Çok güzel okudu; kadınlar hayran kaldı.

Takdir edilmek, kabul görmek çok hoşuna gitti.

O günden sonra namaza başladı.

’KÜRT KARISI DİYECEKLER’

Yıl 1965...

Bir gün aynanın karşısına geçti:

Besmeleyi çekip örtündü. İçinden, "Ne kadar çirkin oldum" dedi. Bu kez saçının ön tarafı görünecek şekilde başörtüsünü bağladı. "Ne kadar iradesizim" diye kızdı.

Aynanın karşısında başörtüsünü tekrar tekrar çeşitli şekillerde bağladı:

"Besleme kızlara benzedim!"

"Hizmetçi kız oldum!"

"Herkes bana gerici, yobaz gözüyle bakacak!"

Ve sonunda...

Bugün moda olan "Şulebaş tipi türban" o gün, o aynanın karşısında ortaya çıktı. "Öyle şık bir tarzda örtünmeliyim ki herkes çok beğensin!"

Beklediği olmadı. En büyük tepki, anneannesi İkbal Hanım’dan geldi. İlk sözü, "Kürt karılarına benzemişsin" oldu!

Ağabeyi dışında tüm ailesi örtünmesine karşı çıktı. Ne olduğunu soranlara "Başı ağrıyor" dediler.

Yolundan dönmedi. Kadınlara başörtüsünü sevdirmek için çok uğraş verdi; farklı şık eşarplar dikti; biyeli, atkılı, tokalı özel başörtüler taktı. Çevresi tepki gösterdikçe o örtüsüne sarındı. Örtüsü bayrağı oldu.

PAPA’NIN GELİŞİNE KARŞI

Örtünmesiyle birlikte çalıştığı yayın organı da değişti. Yeni yayın organıyla birlikte artık davalar süreci de başlayacaktı. 26 Ocak 1967 tarihinde Mehmet Şevket Eygi’nin çıkardığı "Yeni İstiklal" Gazetesi, Pakistan’da üniversiteye, ellerinde kitapları kara çarşaf içinde giden üç genç kızın fotoğrafını basıp, yanına da Şule Yüksel Şenler’in, "Müslüman kadınların örtünmesi şarttır" diyen yazısını koyunca, Türk Kadınlar Birliği dava açtı.

Şule Yüksel Şenler ilk kez mahkemeyle tanıştı. Ama bu son olmayacak; iki kez de cezaevine girecekti. Anadolu’nun her yanında seminerler vermeye başladı. Şule Yüksel gibi İstanbul’da yaşayan modern bir kadının örtünmesi, "itilmişlik duygusu" içindeki çevrelerde memnuniyet yarattı.

Her gün bir yerde panele katıldı. "Başı açık kadınlara laf atılıyor; oysa kapalı kadınlara ana-bacı gözüyle bakılıyor" diyordu.

Laf atan Müslüman erkeği değil de, laf yiyen Müslüman kadını düzeltmeye çalışıyordu!

Said-i Nursi hayranıydı. "Bugün" Gazetesi’nde Necip Fazıl Kısakürek, Said-i Nursi’nin evlenmeyişini ve sakal bırakmayışını eleştirince en sert tepkiyi o gösterdi.

Giderek radikalleşti. 1967 yılında Papa’nın Türkiye’ye gelmesine karşı çıkıp, "Ağlayın ey Müslüman kardeşlerim ağlayın" diye makale yazdı.

Ankara’da İmam Hatiplere ve İlahiyata Kız Yetiştirme Kursu açılmasını sağlayıp, müdür oldu.

Öğrencileri onun gibi "Şulebaş" türban takmaya başladı. Bu kurstan yetişen öğrencilerden biri de ünlü gazeteci Abdurrahman Dilipak’ın eşi Asiye Hanım’dı.

Tayyİp ErdoĞan İle Emİne HanIm’In evlİlİklerİnde arabulucu OLDU

Yaşadığı ilk aşk ve ilk hayal kırıklığının da etkisiyle yıllar sonra "Huzur Sokağı" adlı romanını yazdı. Bestseller oldu. Ünlendi.

Roman, "Birleşen Yollar" adıyla 1970’te sinemaya uyarlandı; yönetmen Yücel Çakmaklı’nın İslami içerikli ilk filmi oldu. Başrolde Türkan Şoray ile İzzet Günay vardı.

Başörtüsü sinemaya girmişti...

32 yaşındaki Yüksel Şule Şenler o yıl evlendi. Eşi, ilahiyat mezunu tiyatrocu Abdullah Kars idi. Şehir şehir dolayıp İslami tiyatro yapıyordu. Yani aynı zamanda dava arkadaşıydılar. Evlenmelerine Risale-i Nur talebelerinden Sait Özdemir vesile olmuştu.

Gelinliğin modelini Şule Yüksel Şenler çizdi. Kadın-erkek ayrı ayrı yapılan düğün, müziksiz ve danssız oldu. Davetiyelere ilk kez ayet ve hadis konmuştu. Konukların tesettüre uygun giyinmesi istenmişti.

Fakat:

Bu İslami düğün mutluluk getirmedi. Eşi, Şule Yüksel’i hep dövdü. Toplantılarda, "Eziyet gören kadının sabrettiği takdirde Allah katında büyük derecelere ulaşacağını" söyleyen Şule Yüksel’in dayanacak gücü kalmadı. Beş yıllık evlilik hüsranla bitti; boşandılar.

KOCA BASKISI

Hayat devam ediyordu. Koca baskısından kurtulmuştu. Tekrar panellere gitmeye; gazetelere, dergilere yazmaya başladı.

"İdealist Hanımlar Derneği"ni kurdu. Manevi başkanı oldu.

Derneğe gelen genç kızlar arasında, Emine Gülbaran (Erdoğan) da vardı. Recep Tayyip Erdoğan ile Emine Hanım’ın evliliklerinde arabulucu olan isim de Şule Yüksel Şenler’di.

Bu arada ikinci evliliğini yaptı. Eşi Kanada’da yaşamış bir maden mühendisiydi. Daha önce evlenmiş ama eşini kaybetmişti. Bir kızı vardı. (Şule Yüksel Şenler, üvey kızının yaşamına saygısından dolayı, eşinin adının yazılmasını istemedi.)

Şule Yüksel Şenler için damat adayının en önemli özelliği, namazında niyazında olmasıydı.

Evlendiler. Bakırköy’de dubleks bir apartman katına yerleştiler. Eşi dolayısıyla yeni çevre edindi. Yeni çevre, Nakşibendi İsmailağa Cemaati’ydi.

Burada tanıştığı kadınlardan; simsiyah çarşaf giyen Dr. Sevim Asımgil, yaşamında ikinci radikal değişime neden oldu.

"İslamiyet’ten soğutuyor", "Mümkün değil çarşaf giymem" diyen Şule Yüksel Şenler bir gün kara çarşafa giriverdi.

Modern başörtüsüyle başlayan süreç, kara çarşafa gelip dayanıvermişti. Tercih kendinindi kuşkusuz. Ama ortada bir reel durum da yok muydu?

Ağabeyinin isteğiyle Nurcu olup türban takan Şule Yüksel Şenler, bu kez eşinin isteğiyle Nakşibendi olup kara çarşafa girivermişti!

KARA ÇARŞAF GİYİYOR

Türban takarak modern hayat sürdüren çevresini şaşırtan Şule Yüksel Şenler, bu kez kara çarşafa girerek türbanlı arkadaşlarını hayretler içinde bıraktı. Türbanlı arkadaşlarından koptu. Eşiyle ve üvey kızıyla Fatih Çarşamba’ya yerleşti. Milli Gazete’deki yazılarına son verdi.

Bir gün Başbakan Erdoğan’ın dünürü, gazetenin başyazarı Sadık Albayrak İsmailağa Cemaati şeyhi Mahmut Hoca’ya gelerek, Şenler’in tekrar Milli Gazete’de yazması için izin istedi.

Şeyh Mahmut Hoca, istiharede olan Şenler’in durumuna göre, belli konularda yazmamak üzere izin verebileceğini söyledi.

İki erkek Şule Yüksel Şenler hakkında karar verirken; o dönemde Şule Yüksel Şenler’in derdi başkaydı.

İkinci kocası da fiziki şiddet uyguluyordu. Her seferinde şeyhine koşuyor ama Mahmut Hoca, "Hele sabret" diyordu. 11 yıl sabretti. Boşandı. Boşanmasıyla birlikte, İsmailağa Cemaati kendisiyle tüm ilişkisini kesti! Yapayalnız kaldı.

AKIL HASTANESİNDE

Annesi Ümran Hanım vefat etmişti. Babasının yanına taşındı. Zaman Gazetesi’nde köşe yazarlığına başladı. Sorunlar yakasını bırakmadı. Babası Hasan Tahsin ağır psikolojik hastaydı; hafızasını kaybetmişti. Bir gün evden çıktı ve geri dönmedi.

Akıl hastası Hasan Tahsin’i vatandaşlar, Bakırköy Akıl Hastanesi’ne götürdü. Hastanede diğer hastalardan dayak yiyen Hasan Tahsin vefat etti.

Aynı hastalık Şule Yüksel Şenler’e de bela oldu. Hafızasını kaybetti. Kimseyi bilemedi ve tanıyamadı. Kıblenin nerede olduğunu, namazda hangi duaları hangi sırayla okuyacağını soruyordu hep.

Aynı zamanda uyuyamıyor; sabaha kadar ağlıyordu. Doktorlar sürekli uyuttular. Bu ağır yorucu hayat beynini, vücudunu yıpratmıştı. Kimbilir belki de akraba evliliği sonucuydu çektiği bu ıstıraplar? Tedavisi bugün hálá sürüyor...

Allah şifa ve uzun ömür versin...

SONUÇ

Şule Yüksel Şenler’in yaşamı, aslında toplumsal hayatımızın dönüşümüyle paralellik gösteriyor; yani Türkiye bugünlerde "ağabey" baskısı altında örtünüp örtünmemeyi tartışıyor.

Bundan sonra nelerin yaşanacağını Şule Yüksel Şenler’in yaşam hikáyesi anlatıyor zaten.

Soner YALÇIN
sonery@hurriyet.com.tr

Saturday, January 26, 2008

goran bregoviç - a long vehicle

it's time to travel
it's time to go
it's time to pack my little darling
we're gonna find another world

oh, can't you see
you belong to me
it's time to travel
it's time to go

time to depart
so hit the road
take your toothbrush little darling
take your lies and your hope

oh, can't you see
you belong to me
it's time to travel
it's time to go

all we need is
a long vehicle
a long vehicle
a long vehicle to go

Thursday, January 17, 2008

masquerade @ the phantom of the opera

masquerade!
paper faces on parade ...
masquerade!
hide your face,
so the world will
never find you!

masquerade!
every face a different shade ...
masquerade!
look around -
there's another
mask behind you!

flash of mauve ...
splash of puce ...
fool and king ...
ghoul and goose ...
green and black ...
queen and priest ...
trace of rouge ...
face of beast ...

faces ...
take your turn, take a ride
on the merry-go-round ...
in an inhuman race ...

eye of gold ...
thigh of blue ...
true is false ...
who is who ...?
curl of lip ...
swirl of gown ...
ace of hearts ...
face of clown ...

faces ...
drink it in, drink it up,
till you've drowned
in the light ...
in the sound ...
but who can name the face ...?

masquerade!
grinning yellows,
spinning reds ...
masquerade!
take your fill -
let the spectacle
astound you!

masquerade!
burning glances,
turning heads ...
masquerade!
stop and stare
at the sea of smiles
around you!

masquerade!
seething shadows
breathing lies ...
masquerade!
you can fool
any friend who
ever knew you!

masquerade!
leering satyrs,
peering eyes ...
masquerade!
run and hide -
but a face will
still pursue you!

what a night
what a crowd!
makes you glad!
makes you proud!
all the creme
de la creme!
watching us watching them
and all our fears
are in the past!

six months...
of relief!of delight!
of elysian peace!
and we can breathe at last!
no more notes!
no more ghost!
here's a health!
here's a toast:
to a prosperous year!
to the new chandelier!
and may its
splendour never fade!
six months!
what a joy!
what a change!
what a blessed release!
and what a masquerade!
think of it!
a secret engagement!
look - your future bride!
just think of it!
but why is it secret?
what have we to hide?
please, let's not fight ...
christine, you're free!
wait till the time is right ...when will that be?
it's an engagement,
not a crime!

christine,
what are you
afraid of?
let's not argue ...
let's not argue ...

please pretend ...
i can only hope i'll ...
you will ...
... understand
in time ...

masquerade!
paper faces on parade!
masquerade!
hide your face,
so the world will
never find you!

masquerade!
every face a different shade!
masquerade!
look around -
there's another
mask behind you!

masquerade!
burning glances,
turning heads ...
masquerade!
stop and stare
at the sea of smiles
around you!

masquerade!
grinning yellows,
spinning reds ...
masquerade!
take your fill -
let the spectacle
astound you!

why so silent, good messieurs?
did you think that i had left you for good?
have you missed me, good messieurs?
i have written you an opera!
here i bring the finished score -
"don juan triumphant" !
i advise you
to comply -
my instructions
should be clear -
remember
there are worse things
than a shattered chandelier ...

your chains are still mine -
you will sing for me!

Tuesday, January 1, 2008

what katie did - the libertines

shoop shoop, shoop de-lang de-lang
shoop shoop, shoop de-lang de-lang
shoop shoop, shoop de-lang de-lang
shoop shoop, shoop de-lang de-lang
shoop shoop, shoop de-lang de-lang
shoop shoop, shoop de-lang de-lang
shoop shoop, shoop de-lang de-lang
shoop shoop, shoop de-lang de-lang

oh whatcha gonna do, katie?
you're a sweet sweet girl.
it's a cruel, cruel world
it's a cruel, cruel world.

my pins are none too strong, katie
oh hurry up, mrs brown
i can feel it coming down
it won't take none too long

but since you said goodbye
there're polka dots in my eye
and i don't know why

shoop shoop, shoop de-lang de-lang
shoop shoop, shoop de-lang de-lang
shoop shoop, shoop de-lang de-lang
shoop shoop, shoop de-lang de-lang

whatcha gonna do katie?
you're a sweet, sweet girl
it's a cruel, cruel world
it's a cruel, cruel world

and my safety pins are none too strong
but they hold my life together
you know i never say never
i never say never again

oh but since you said goodbye
there are polka dots in my eye
and i don't know why

since you said goodbye
there are polka dots in my eye
and i don't know why

and since you said goodbye
there are polka dots in my eye
and i don't know why

01 Ocak 2008 16:51
"ez"gi..