Thursday, December 27, 2012

"Evet hepsi bu"

burayı biliyorsun ama bakmadığını varsayıyorum, sen daha az meraklısın çünkü benden.

senden ankaraya dönerken, verdiğimiz kararlara alışmaya çalışırken, bi arkadaşıma attığım bir mesaj var:

- e o zaman sorun yok?

- yok. ama yazık oldu. onu sevdim. her şeyini. kaçamak konuşmalarını, kumral inatçı saçlarını, bana bakışını, dokunuşunu, annesiyle tartışmasını, çocukluğunu, sabrını, gerçekçiliğini ve hayal gücünü. onu sevdim. şimdi bu durumla nasıl baş edeceğimi bilmiyorum.

- bizden her şey olurdu. dost arkadaş sevgili fuck buddy kardeş karıkoca bile. ama uzak mesafe olmazdı.

ne oldu şimdi?

Tuesday, December 25, 2012

aşk var mı gerçekten

unutmak uzun zaman aldı
onsuz yaşamak daha çok
aşk var mı gerçekten
görünmez her şeye inanmamızı mümkün kılan
yoksa önce aşk mı var
bilirsin ben her bulduğuma inanırım
ispatlanabilir bir şey değil bu da
aşk
var mısın birtanem bana hâlâ?

Saturday, December 22, 2012

en mutlu

ne ben o kadar cesurum ne sen o kadar güçlüsün
iyisi mi unutalım

21aralıkgecesinden

Wednesday, December 19, 2012

sıfırdan

hani derdim ya
şimdiye kadar hiç kimseyi sevmemiş olmaktan
ve  artık sevememekten korkuyorum diye
umay umay a öykünerek

senden önce kimseyi sevmemiş olmayı diliyorum
senle başlamayı
sıfırdan
neler yaşadığın neler gördüğün zerre umrumda değil

ben senle tüm şarkıları ilk defa dinlemek istiyorum

Monday, December 17, 2012

ankara'ya kar yağıyor

mikropları kırar, insanı depresyona sokar, sokakları şenlendirir.. fikirler çeşitlenebilir. 

bana sevgili yaptı.

Saturday, December 15, 2012

Ayın 14ü.

Mesela adının baş harfiyle başlıyorum
Sonu nasıl bitecek bilmediğim bir umuda
Bir şeyler vaad etmiyorum bir şey beklemiyorum
Mutluyum yokluğunda seni yaşamaktan
Dağılmıyorum dağıtmıyorum seni seviyorum sadece
Aklına gelebilecek her türüyle sevginin
Stüdyo aralarında gece yarılarında
Bedenimde saklı tuttuğum eski bir özlem gibi bağlanıyorum sana
Acı çektiren sen ol bana.

(Çağda.)

Tuesday, December 4, 2012

derin muhabbetler


bi şöyle şarkılar yazacak adamımız olmadıysa bizim kabahatimiz ne? yeşil gözlü yalı sahibi geldi de biz mi teptik - ki teptik, zira gösterip vermemek konusunda üstümüze yok! muhabbet bağı yeşil gözlerden değil yanlış yazılmış bir "sen benimle kal" mesajında saklıymış, öğrenmemiz geç olsun güç olmasın.

kalmadım onunla. huyumdur aralar vermek, kafamı toplamak bu kadar zor olmasa keşke. menekşe gözlerde de hiç vefa yok zira. dünya güzeli dünya tatlısı bir hatun olmayı bizcileyin beceremedik, elimizdeki adamları tutmayı beceremedik, istediğimiz adamlar hep mi piç olur! istemesini almasını beceremedik, vermesini zaten hiç bilmedik.

ama yine de, modern zamanlarda böyle oluyor diyerek de olsa, hâlâ adıma bir şarkı adandığındandır kendimi beğenmişliğim:



Sunday, November 18, 2012

sofinin dünyası: "ben kimim?"




SEVGİLERDE

sevgileri yarınlara bıraktınız
çekingen, tutuk, saygılı.
bütün yakınlarınız
sizi yanlış tanıdı.

bitmeyen işler yüzünden
(siz böyle olsun istemezdiniz)
bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
kalbinizi dolduran duygular
kalbinizde kaldı.

siz geniş zamanlar umuyordunuz
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
yılların telâşlarda bu kadar çabuk
geçeceği aklınıza gelmezdi.

gizli bahçenizde
açan çiçekler vardı,
gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz
yahut vaktiniz olmadı. 


Behçet NECATİGİL

Sunday, November 11, 2012

çünkü ayrılık da sevdaya dahil

biliyorum göreceksin bu yazdığımı. biliyorum görmesen de biliyorsun zaten. "biliyorum sana giden" diye ne güzel demiş cemal süreya.

ben, her yeni iletişim umudunda seni hatırlıyorum. sizi.

hiç sevmediğim, köpek gibi sevdiğim, bir umuttu diyip şans verdiğim hepinizi.

Tuesday, October 30, 2012

helloween

ekim bitmeden bir şeyler yazayım istedim. hayatıma girmiş tüm akrep burçları için. kutlanmış onca cadılar bayramı, YeniCe bayramı için. makyajlarımızı yapıp sokaklara çıktığımız tüm geceler ve gündüzler için. bir parçası olamadığımız tüm düşlerimiz için.

şimdi ben sana ne diyeyim?

Monday, September 3, 2012

kerkenes'e

yine sev beni yine sarıl bana ateşler gibi

hadi beni yine sev beni deli deli sev

geçti. 10 yıldır yaşlılık yazıları yazıyorum, ama bu defa sâhiden geçti. kaybettim bu oyunu. küçük yabancı bir odada, parlak renkler ve dumanlar arasında, sosyalleşmekten uzak, mutluyum. geçti çünkü. yoruldum ve inanmıyorum herhangi bir paylaşımın varlığına. ama, yine de, inatla, gizli gizli dua ediyorum yanılıyor olayım diye.

oysa ben yaşanmamış sevdalarda

ankara yazdırıyor insana.

Friday, August 10, 2012

şık latife

sarhoş bir insan yalan söylemez, derler. belki de doğrudur bu sav. belki yanlış söyler belki eksik, ama hep doğru.. sarhoş bir insanın canının başka bir insanı çekmesi de, onu ayartma gücünü kendinde bulmaması da, cesaret tuhaflığı da doğrudur.. hele #54'te son günlerimi geçiriyorsa daha doğrudur. "günlerin bugün getirdiği".. diyelim o vakit. hayırlı ramazanlar herkese!

Tuesday, July 31, 2012

kehanet

boyle oluvericekmisiz gibi. yillar sonra, 50 yasinda, 40 yasinda, boyle olucakmisiz gibi. cocuklarimizin selin, gulsah, caada teyzeleri. senede bir ay, dunyanin binbir cesit yerinden toplasinca "bizim kizlar gelecek" diyivericekmisim gibi. hep bu halleriyle. 54 numaranin asil misafirleri. siirler sarkilar raki sofralari sarap geceleri. her dem taze, hep genc, hep yeni.

Tuesday, July 24, 2012

The Habitat'taki balıkları beslemeye gelmişken yazayım dedim:

hanımsal sebepli ağlamalar orucu bozmaz.

orucu ağız spreyiyle açmak orucu bozmaz.

niyetlenip bozunca 61 gün gerekiyor diye hiç oruç tutmamak orucu bozmaz.

dini konuları sorgulamak, bu konularda tartışmak orucu bozmaz.

Tuesday, July 10, 2012

Hayat patronların kucağında başlamıyor.

Beylik lâflar edip susmak için gelmedik
Yaşamaya geldik biz
Çünkü biz yaşamazsak
Yaşanmamış bir ömür kalacak yarına.

(2007den göz kırpan doğum günü tebriği)

Tuesday, July 3, 2012

evdeyim

venüs ün gerilemesi de bitti, en son yolculadıydık fizik binasının damından, nedir bu her şeyi yeniden yeniden gözden geçirme hâli? oysa biz değil miydik yeni bir yaşamak özlemi içinde yanıp tutuşan? felsefe dersleri alınca mı daha çok sorular sorar insan, yoksa sorduğu soruları yüksek sesle tekrarlamaya mı daha bir hevesli olur?

yerleşik düzenin verdiği toparlanma psikolojisinden mütevellit yolculamaya yatkınlaşıyorum yollara çıkmaktan müstesna. hep birilerini bekliyorum. biliyorum, sen de öylesin, ama ikimiz de beklerken o beklenen hiç gelmeyecek biliyorsun da. birileri artık bir şeyler yapmalı. o ben olursam şarkıma karşılık verecek misin peki, işte bunu bilmiyorum.

özledim fena. sorgusuz sualsiz ve etiketsiz bir şeyler yaşamayı. senle. kaybedecek hiçbir şeyimin olmayışı beni daha güçlü kılıyor.

hadi gel.

Sunday, June 24, 2012

#54 e birinci rollama

evdeyim. şaşkınlıkla, yok olan hafızamın hiçbir şeyi değiştirmediğini görüyorum - eternal sunshine misali. yine gidip aynı soruya aynı cevabı veriyorum, aynı kitaba dayanılmaz bir arzu duyuyorum, aynı resmi beğenip aynı şarkıya "aa ben bunu niye daha önce dinlememişim?" diyorum.

ve zaman / mekan iyice silikleşiyor. dejavu.

Wednesday, June 13, 2012

"benim dengemi bozmayınız"

bilirim, gecenin üçüdür en uygun zaman. gece üç vakitlerinde danışırık biz de sevdiklerimizle. gece üç vakitlerinde ayık olandan korkmayacaksın asıl, sen-ben gibidir en çok.

geceleri seven küçük kızlar için hayat yeterince zorken, bir de büyümeleri istenir onlardan. geceden geceye büyürler. gözleriyle, elleriyle, kafalarıyla büyürler - ama fanusları büyümez. sıkışıp nefessiz kalırlar. ve biz, bunun için, onları suçlarız. gönül koyarız. kötü hissederiz kendimizi. tanrım bizi sınıyor mu cezalandırıyor mu, deriz. nesneleştiririz onları, ve canımızı acıtmaz artık. nasılsa kırdığımız bir kapı kulpudur kâlpleri.

yazmak engel değil ölüme, delirmeye.. hangisinden daha çok korkuyorum bilmiyorum. ama gece varsa, ben varsam, gecede uyanık biri varsa, ay tenli aşıklar şarkılara karşılık verse de vermese de sen varsın, biliyorum tanrım. bizler anlamayız işini (ben mesela çok merak ediyorum neden böyle yaptığını).

senden yüz çeviren kullarının yüzlerini avuçlarına al ve doğru yola çağır onları. çünkü ancak sen yapabilirsin bunu. bu hayatı sürdürebilmek için dahi, senden gelecek o nefese muhtacız. bizleri yüz üstü bırakma.

amin.

Monday, June 4, 2012

o sen misin?

süzülür sabahlar / uyanır hatıralar

ankara çok çirkin. sıcak, soğuk, ama hep çirkin. başka bir hayat düşlemiyle akşam vakitlerinde göğe bakıyoruz. geceleri dahi değil. tasviri güç renkler var çünkü işte tam bu saatlerde.

acılar yaslar gizlenir kuytulara / sonra günahlar uzanır uykulara 
mehtap yol vermez karanlık pusulara / başlar sularda akşam

bir soru yetiyor kafaları kurcalamaya. binlerce soruyla yankılanıyor zaten. o sorular hep var. felsefeyi bu yüzden seviyoruz. ucu açık öyküleri bu yüzden seviyoruz. bu yüzden seviyoruz yarını belirsiz ilişkileri. bir ilişki olmama halini seviyoruz. korkuyoruz çünkü birine deliler gibi bağlanmaktan. milyonyılların yorgunluğunu taşıyoruz. milyonyılların kırılmışlığı var üstümüzde. dışımızdaki dünya dışımızda, içimize almamak için daha ne kadar inat edeceğiz?

aşklar emniyette / aşklar artemis'te

üstümüze yakıştırılan dertleri ya taşıyamazsak ne olacak peki? yokmuş gibi davranınca yok olmuyor ki hiçbir şey. orda birileri acı çekiyor, orda birileri ölüyor, o birileri bir parçamız, o birileri olmadan var olamazdık biz, biz burada yaşasak ne fayda. hem yaşıyoruz da ne oluyor, aynı teranede debelenen ölüme yakın balıklarız hâli hazırda. düşlemeye dahi cesaret edemiyoruz sevgiyi.

peri masallarıyla büyümüştük oysa kapı aralıklarından anlatılan.

Thursday, May 31, 2012

iyi ki doğdun

merhaba.

ailemden uzakta geçirdiğim 3.yılın sonuna yaklaşıyorum. özlüyorum, ama artık alışıyorum da "neresi sıla bize neresi gurbet" durumlarına. ve bugün, bu 3 yıl boyunca belki de en uzun zaman geçirdiğim insanlardan birinin doğum günü: duygu. aynı yurdun, aynı fakültenin ve artık aynı şehrin insanlarıyız. "ev" dediğimiz yer birlikte oluşturduğumuz bu yer artık.

yıllık yazısına benzemesin diye hiç yormayacağım kendimi..

hani vardır ya sürprizsiz bir birimde içiçe geçen hayatlar, zamanla ve kendiliğinden olur bu, ve alışırsın artık o parçana da. işte öyle. artık onun yokluğu bir seçenek olmaktan çıkar. sen onunla birlikte başka bir sen olmuşsundur çünkü artık. ve bu yeni geçmişi siz birlikte oluşturmuşsunuzdur. kimi zaman anlaşamazsın, kimi zaman ona haksızlık ettiğini düşünürsün, onun tırnağı bile olamayacak insanlara zamanını aklını emeğini verirsin filan. ama o, ordadır. o, orda olmalıdır. günlerce oturup konuşmasan da, kop-kop'lara gitmesen de, sanal ortamlardaki sanal paylaşımlar kadar bile paylaşım yapmasan da, o vardır. durup düşünmene bile gerek olmadan bir duygudaşlık oluşur. onun yerine üzülür, onun yerine sıkıntıya girersin.

duygu bana bu okulun getirdiği en değerli kazanımlardan biri. ve bunu onun da bilmesini istiyorum. çünkü hayat çok kısa, gerçekten kısa, göz açıp kapayıncaya dek geçen bir 3 yıl, bir 21 yıl söz konusu olan! gelip gidenler hep oldu, bu da olacak, ama "sevgileri yarınlara bıraktık"lar için fazlaca yaşlıyız artık.

"üzülme kelebeğim.. bugünü atlatırsak, yarın diye bir şey yok."

Monday, May 28, 2012

yağmur yağdı

ben de ıslandım. bu kadar. benim için yağdığına inanmayı ben de isterdim tüm romantik küçük kızlar gibi, ama doğa olaylarını kişisel almayacak kadar az önemsiyorum sanırım artık kendimi.

ama çok güzel yağdı.

Sunday, May 13, 2012

Monday, April 23, 2012

sorma ne hâldeyim

23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramımız kutlu olsun. sevinin küçükler, övünün büyükler. türk ü ölümden odur kurtaran odur yeniden türklüğü kuran. ve falan ve filan.


klişe bir gönderme filan yapmak istemiyorum ama niyeyse içimden bir ses bu işte bir yanlışlıklık var, diyor.




sözlük sağ olsun..

Friday, April 6, 2012

büyüdüm

ne güzel, artık şiir yazmıyorum. yaşamak özlemi içinde hayaller kurmuyorum. ne güzel, ne güzel, vazgeçtim hayalleri yaşamaktan. ne güzel, hayallerim bile küçük artık. şarkılar dinleyip ağlamıyorum, methiyyeler düzmüyorum aşka. ne güzel, aşka inanmıyorum artık. eski anıları getirmesin diye ay ışığı, hafızamı kaybetmiş rolümü oynuyorum. ne güzel, ne güzel, artık anlaşılmaz bir insan değilim. anlaşıyorum herkesle. darılmıyorum, önemsemiyorum, vazgeçilmezim değil hiçkimse. seni, kimliği belirsiz ve değişken olan seni, özlemiyorum artık. ne güzel. yalnız fiziksel temaslarda bulunuyorum. hogwarts a kabul mektubumu beklemiyorum, frp oynamıyorum, temel felsefe sorularıyla boğuşmuyorum artık. ne güzel, ne güzel, başka bir dünya özlemiyle tutuşmuyorum. çocukluk aşklarına hayranlık duymuyorum. gizemli bir çekiciliği yok kimsenin. her şey basit, açık ve seçik. ve her şey normal herkes sıradan. ne güzel, öldürdüm içimdeki yeşil tokalı kırmızı gözlü küçük kızı. senin içindeki masum çocuğu da sen öldürmüştün zaten, aldığım son ilham buydu belki. ne güzel, ne güzel, şimdiye kadar hiç kimseyi sevmemiş olmaktan ve artık sevememekten korkmuyorum. çünkü sevmiyorum artık. ne güzel.

Monday, March 5, 2012

senden bana yâr olmaz

ne güzel çalıp söylemiş nim sofyan.

güzel bir hava var bugün ankaramın karlı göl kenarlarında. üşütüp hasta olmiyim diye çay içiyorum. papatya çayını bana sevdiren bölümümle karmaşık bir ilişkimiz var. yorgunum, çok yorgunum..

peki yüzyıllardır görüşmediğim arkadaşlarımla oturup  iki lafın belini kırmaktansa neden buraya yazıyorum ki?

Saturday, February 25, 2012

sevgilim

"aşkım" değil, "sevgilim". evet belki de doğrusu bu. alkol bütün kötülüklerin anasıyken ben onu karşı koyulmaz ateşli bir hatun olarak mı görüyorum, nedir? non, je ne regrette rien ama yapıp yapıp hatırlamamak da kötü. mesela rüyanda sevgilini aldatmakla sarhoşken aldatmak arasında da fark olmamalı öyleyse. bir de rüya yorumları kitabına baktım, rüyada kan görünce rüya iptal olmuş sayılıyormuş ve yorumlanmıyormuş.

benim de canım var ben de insanım

Thursday, February 16, 2012

bir adam var ama yok gibi de

"yalnız değilsin, unutma: her köyde bir deli var."

çok denedim. tavşanın tüylerinin dibinde yaşamak istedim. o cinli kızın dediği gibi kendimi toprağa gömen bir hava canlısıydım. kuş gibi mesela. ural hocamın farklı, özel ve çok normal kızı olmayı bir gururla göğsümde taşıyarak, ama gizleyerek. onlar gibi davranırsam onlardan olurum sandım. yanıldım. yıkılmayan bir ağaç olmayı seçtim, beceremedim. yine fazla kişisel şeyler yazıp durdum. kimse kişisel almadı. hayata adapte olma süreci bir 20 sene almamalı, dedim. yürütemedim. acıyor, yanıyor, kanıyor filan. evet olay bu değildi, evet ben her koşulda mutlu olurdum. mutluymuş gibi yapınca mutlu olunur sandım. yenildim.

peki şimdi ne bok yicem?

Tuesday, February 7, 2012

- .. olabilir misin acaba?

yok canım
olur mu öyle şey
olabilir mi acaba
ayy olur mu olur
yok yok olmasın
yok

Tuesday, January 31, 2012

Ben her koşulda mutlu olurdum, olay o değildi.

30 Ocak 2011, İstanbul.
"İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına"
(füruğ.)
Hiç üşenmedim, yaşadım hepsini.
Durmak lazım gelirmiş, benim hiç aklıma gelmedi.
Koştum ve atladım ve daldım
ve hiç pişman olmadım aldığım yaralardan.
Sevdiklerimi de sevmediklerimi de
aynı hassaslıkta andım.
Değerdiler çünkü benim parçamdılar,
değerliydiler hayatım kadar
çünkü hayatım oldular bir zaman.
Üzdüm, kırdım, süründürdüm
üzüldüğüm, kırıldığım, süründüğüm gibi.
Son damlasına kadar içtim hayatı
tek dikişte
ve bardağı kırdım.
(ç.)

Thursday, January 26, 2012

ölümün olduğu yerde, daha ciddi ne olabilir?

3 gün kuralı diye bir şey varmış ya hani, hz. isa'dan bugüne süregelen ideal iletişimsizlik süresi. bana da bir arkadaşım söyledi geçende. bilinçsizce uygularmışım meğer, allah'ın hakkı 3tür diyerek. bence gençkızlığımızı korkunç dominantlığı altında ezen rüzgar gibi geçti hikayelerinden ötürü bu huyum: "I can't think about that right now. If I do, I'll go crazy. I'll think about that tomorrow."

2. gündeyim. tavşanın tüylerinin dibine inmenin, olayı dramatize etmenin, müthiş bir tirada başlayacak ortam yaratmaya çalışmanın tam ortasındayım. ve buradan bakınca her şey, ama hepsi, anlamsız geliyor.