Tuesday, December 11, 2007

denizin delisi - özdemir asaf

Unutmak mı delisin
Gitmesem de bekler orada deniz
Gelirsem bilmelisin
Benim beklememdir burada deniz

Gitmek gibi geleceğim
Denizin delisine
Delinin denizi gibi
O ne kadar giderse

Wednesday, November 28, 2007

Sigara erkeklerde kellik sürecini hızlandırıyor

Sigaranın erkeklerde kellik sürecini hızlandırabileceği bildirildi.
Tayvan'da yaş ortalaması 65 olan 740 erkek üzerinde yapılan araştırmada, günde en az bir paket sigara içiminin "orta düzeyde veya hızlı" saç kaybında önemli bir rol oynadığı tespit edildi.
Araştırmayı yürüten Tayvanlı bilim admaları Lin-Hiu Su ile Tony Hsiu-Hsi Çen, sigaranın saç foliküllerini tahrip edebildiğini, kafa derisindeki kan ve hormon dolaşımını bozabildiğini veya östrojen üretimini artırabildiğini bildirdiler.
Archieves of Dermatology dergisinde yayınlanan araştırmada, ilk saç dökülme belirtileri görülen erkeklere, saçın daha yoğun dökülmesinin önüne geçmek için, sigaranın rolünün hatırlatılması tavsiyesinde bulunuldu.
Araştırması yapılan kalıtsal saç dökülmesi durumunun, beyazlar arasında daha yaygın olduğu belirtiliyor.
Kalp krizinden sonra yaşam
Bir kalp krizi atlattınız ve hastaneden taburcu oldunuz. Bundan sonra normal hayatınıza dönüş süreciniz ve yapmanıza izin verilen aktiviteler, kalbinizin durumuna göre belirlenecektir. Doktorunuz sizinle birlikte bir nekahat dönemi planı hazırlamalıdır. Birçok kişi normal hayatına ve işlerine krizden birkaç ay sonra dönebiliyor. Ancak kalbinde zayıflama olanlar için bazı sınırlamalar var. İşte kriz sonrası yaşamla ilgili merak edilen başlıca soruların yanıtları...
Efor testi yaptırın
Normal hayata dönüş, ne kadar zamanda gerçekleşmelidir? Normal hayata dönüş yavaş olmalı. Kalp krizinden sonraki ilk günlerde istirahat gereklidir. Bu, kalbinizin kendisini toparlamasına yardım eder. İyileştikçe aktiviteler artırılır. İlk günlerden sonra oda içinde, sonra koridorda yürümenize izin verilir. Taburcu olmadan önce yapılacak sınırlı bir efor testi, ilerisi için yararlıdır. Testin sonuçlarına göre doktorunuz, yapacağınız aktivitelerin sınırlarını çizer. Bazı hastanelerin; kalp krizi geçirenler, balon-stent uygulanan hastalar ve by-pass ameliyatı olanlar için özel rehabilitasyon programları vardır. Başlangıçta bu programlara dahil olmak hem daha emniyetli olur, hem de kendi başınıza kaldığınızda yapacaklarınıza ışık tutar.
Egzersiz niye önemli? Egzersiz hem sağlıklı kişiler, hem de kalp hastaları için çok değerlidir. Kalp kasını kuvvetlendirir. Kendinizi daha enerjik hissedersiniz. Kilo vermeyi ve sabit kiloda kalmayı kolaylaştırır. Kolesterol ve tansiyonu düşürmeye yardımcı olur. Kalp krizi sonrası egzersiz kesinlikle doktor önerisiyle yapılmalıdır. Bu önerilere harfiyen uymalısınız. İzin verilmeyen aktivitelerden uzak durun ve sınırlarınızı aşmayın. Egzersiz sırasında karşılaştığınız ve mutlaka doktorunuza başvurmanız gereken sorunlar ise şunlar: "10 dakikayı geçen aşırı nefes darlığı. Göğüs, çene, boyun veya kollarda ağrı. Baş dönmesi, solukluk, soğuk terleme. Çok hızlı veya düzensiz kalp atışları. Bulantı, kusma. Bacaklarda güçsüzlük, ağrı veya şişme."
Ne tür egzersiz iyidir?
En faydalı olanlar tüm vücudu çalıştıran egzersizlerdir. Mesela yürüme, hafif koşu, yüzme veya bisiklet gibi. Doktorunuz egzersiz programınıza kasları güçlendirici hafif ağırlık çalışmaları da ekleyebilir.
Spor hangi sıklıkla yapılmalıdır?
Size verilecek plana göre hareket edin. Bu program başlarda yavaş olmalı. Zamanla tempoyu arttırabilirsiniz. İdeal olan haftada 3-4 gün, 20-30 dakika arası spor yapmaktır. Sporun başında, 5 dakika ısınma ve germe hareketleri yapmayı da unutmayın.
Kalp krizi geçirdikten sonra ne kadar zamanda işe dönülebilir?
Çoğunlukla kişiler 1-3 ay içinde işine başlayabiliyor. Başta da söylediğim gibi bu süre kalbinizin durumu ve işinizin niteliğiyle ilgilidir. Fizik gücü gerektiren veya yoğun stresli bir işe dönüş daha geç olmalıdır. En azından başlarda işinizde değişiklikler yapmak gerekebilir
Tekrar kriz geçirmemek için ne yapılmalıdır?
Sigara içmeyin. Fazla kilolarınızdan kurtulun. Spor yapın. Stresi azaltın. Tansiyon, kolesterol ve şekerinizin istenilen sınırlarda kalmasına gayret edin. Size verilen ilaçları düzenli ve önerildiği sürece kullanın.

Dr. Metin Okucu

Wednesday, November 14, 2007

orhan veli kanık

1950'de bugün orhan veli gitti. yazıları kaldı. o artık, uzundur, yok. şiirleri var.

1914'te doğdum.
1 yaşında kurbağadan korktum.
9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak sardım.
13'te Oktay Rıfat'ı, 16'da Melih Cevdet'i tanıdım.
17 yaşında bara gittim. 18'de rakıya başladım.
19'dan sonra avarelik devrim başlar.
20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim.
25'te başımdan bir otomobil kazası geçti.
Çok aşık oldum.
Hiç evlenmedim, şimdi askerim.
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havalarda istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havalarda alıştım,
Böyle havalarda aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.

Bugüne kadar burjuvazinin malı olmaktan ve yüksek sanayi devrinin başlamasından evvel de dinin ve feodal zümrenin köleliğini yapmaktan başka hiçbir işe yaramayan şiirde, değişmeyen tek şey egemen sınıfların zevkine hitap etmiş olmaktır. Egemen sınıfları, yaşamak için çalışmak zorunda bulunmayan insanlar teşkil ediyor, şiir de onların zevkine sunuluyordu. Ama yeni şiirin dayandığı zevk, artık azınlığın oluşturduğu o sınıfın zevki değildir. Bugünkü dünyayı dolduran insanlar, yaşama hakkını sürekli bir didişmenin sonunda buluyorlar, şiir de onların hakkıdır, onların zevkine hitap edecektir. Fakat bu kitlenin ihtiyaçlarını eski edebiyatın aletleriyle anlatmak demek değildir. Mesele bir sınıfın ihtiyaçlarının müdafaasını yapmak değil, sadece zevkini aramak, bulmak ve onu hakim kılmaktır. Şimdiye kadar edebiyatımıza şekil veren bütün kalıpları atmalı, yapıyı temelinden değiştirmeliyiz...

Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük
Kimimiz nutuk söyledik.
Handan hamamdan geçtik
Gün ışığındaki hissemize razıydık
Saadetinden geçtik
Ümidine razıydık
Hiçbirini bulamadık
Kendimize hüzünler icadettik
Avunamadık
Yoksa biz...
Biz bu dünyadan değil miydik?
Eskiler alıyorum
Alıp, yıldız yapıyorum
Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp, eskiler alıyorum
Eskiler verip, musikiler alıyorum
Bir de rakı şişesinde balık olsam...

Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul;
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlıklarında,
Birden
Bir kıyamet kopacak ufuklarda.
Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin;
Bayramlar seyranlar mı dersin,
Şenlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar
Donanmalar mı?
Heeey
Ne duruyorsun be, at kendini denize;
Geride bekleyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere....

14 Kasım 2007 19:15
"al"ıntı..

Thursday, November 1, 2007

masa da masaymış ha - edip cansever

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta  
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

Sunday, October 14, 2007

brecht hakkında, oyun hakkında, senin hakkında..

Bir kişi bile düşünme hakkına sahip değilken, ‘Doğru’ adı altında zırvalıkları öğretmeye ne hakları var.

(Brecht)

Yukarıdaki satırlar Brecht’in 20. doğum gününün hemen sonrasında yazdığı bir şiirin son mısralarıdır ve Brecht’in yazdıkları ve kullandığı söyleyiş tarzı için endişelenen annesine hitap eder.


Brecht, Toller’e ahlaksal paradox’a nasıl baktıklarını sordu. Toller’in ifadesiyle: ‘insanlar çok fazla zorlanmadan iyi olabilirler ama kötülükten haz alırlar’ (Toller 1934:26) Brecht bununla ilgili kısa bir şiir yazdı

Duvarımda bir Japon oyması asılı

Bir şeytanın maskesi, atın vernikli

Sempatiyle inceliyorum

Alnının gergin damarları, şunu söylüyor

Kötü olmak ne sıkıntı!

(brecht 1976 b:383)

Brecht’in ve Toller’in yaşamlarına baktığımızda, çoğu insanı Brecht’i cennette bulmak Toller’i bulmaktan daha çok şaşırtır. Ama her ikisinin de eserlerinde yer alan temel soru, Toller’in amcası öldüğünde kedine sorduğu sorudur: ‘iyi insan nedir?’ Galileo iyi miydi? Ya Grusha? Ya shen Te? Ya da dilsiz Kattrin? Ya da Önlem’deki genç arkadaş? Nasıl iyi idiler? Ne kadar iyi idiler? Brecht yaşamının ilk safhalarından beri, provakasyon alışkanlığı geliştirmişti. Bunun politik merkezinde hiçbir şeye garanti gözüyle bakmama kararlılığı vardır. Ne olursa olsun, bizler bilinçsizce değişmeyeceğini tahmin ettiğimiz şeyleri değiştirmeyi bekleyemeyiz. Olağan şeylere şaşırabileceğimiz bir kapasite geliştirmemiz Brecht’in iyilik kavramını anlamamızı sağlar. Bu aynı zamanda Brechtyen oyunculuğa doğru atılan adımlardan biridir. Biz bu bölümde ve bu kitapta oyunculukta iyi olmak ile iyi oyuncu olmak arasıdaki farkı anlamalıyız. Tiyatroyla ilişkisi olmayan şeylerin Brecht için önemi yoktur, ve insanlığa da çok az yararı olabilir. Brecht’e göre, dünya Kafkas Tebeşir Dairesinin ilk sahnesindeki karışık toprakta olduğu gibi Dünya’ya iyi bakanların olmalıdır. Kendi ahlaksal sisteminde, iyilik yararlı olmaktan ayrı tutulamaz. Brecht Alman tiyatrosuna yazar olarak girdi ve daha sonra oyunları sahnelenmesine müdahale etmek için yönetmen oldu.Hiçbir eğitimi yoktu, ki Almanya’da oyuculuk eğitimi gibi bir gelenek yoktu.Teşvik ettiği oyunculuk stiline basitçe bakışı, Martin Esslin tarafında şu şekilde anlatılmıştır:’Oyunculuk stili, histerik patlamalara ve kriz şeklinde kontrol edilmeyen gürlemelere ve belirsiz ıstıraplara göz yumma yoluyla, maksimum duygusal yoğunluk izlenimi uyandırmaya çalışmaktadır.’ (Esslin 1970:8..) Esslin yazısına aşırı vokal ölçüsüzlüğü ve acı şeker gibi göğüs dövmeden bahsederek devam eder. Esslin’in aklındaki fikir eski Almanya’nın savaş öncesi başarısızlığını işleyen ve expresyonist tiyatronun beyan şekli olan coşkunluğunu bu süresi uzatılmış oyunlarla birleştiren Saray tiyatrosunun aşırıcılığıdır.

Ancak hiçbir şekilde bu eski şatafatlı model Brecht’in kullanabileceği tek model değildir. Naturalizmin Alman temsilcisi olan Otto Brahım 1912’de öldüğü halde, doğal oyunculuk onunla beraber ölmemiştir.


Friday, October 5, 2007

neden? - candan erçetin

Neden anlamaz insan yanındayken kıymetini
Neden söylemez insan sevdiğine sevdiğini

Yarın çok geç olunca pişman olmak boşuna
Gururun neye yarar ki yalnız kalmaktan başka

Yarın çok geç olunca isyan etmek boşuna
Hiddetin neye yarar ki yalnız kalmaktan başka
Neden yar neden
Bilinmez acı çekmeden
Neden can neden
Görülmez günü gelmeden

Neden cimridir insan anlatırken minnetini
Neden sabırsız insan gösterirken öfkesini
...
Neden sevinir insan zafer kazandığında
Kazanmak neye yarar ki kaybeden olduğunda

Yarın çok geç olunca pişman olmak boşuna
Savaşlar neye yarar ki vakit kaybından başka
Söz: Candan Erçetin
(Deniz’le bir sohbet gecesinde)
Müzik: Anonim

Düzenleme: Alper Erinç
Klasik Gitar: Alper Erinç
Yaylı Dörtlü: Şenyaylar Grubu

Thursday, October 4, 2007

kafka

almancada sein kelimesi iki anlama gelir:
"varolmak" ve "onun olmak"

1922 yılında kafka günlük'üne şöyle yazar:
"doyuma ulaştığımda doyuma ulaşmamış olmayı istiyordum;yüzyılın ve geleneğin bildiğim bütün imkanlarını kullanarak kendimi doyumsuzluğa sürüklüyordum:oysa şimdi doyum halinde olabilmeyi isterdim. o zamanlar , kendi doyumsuzluğumdan bile doyumsuzdum. bu gülünç durumu biraz sistemleştirerek yeni bir gerçeklik yaratmamak işten bile değildi. zihnimdeki zayıflık çocuksu,çocuksuluğunun bilincinde bir oyunla başladı.örneğin yüzümde tik varmış gibi yapıyordum, kollarımı başımın arkasına kavuşturup dolaşıyordum;bunlar iğrenç çocukluklardı ama etkili oluyorlardı. edebi anlatımımda da benzer gelişmeler oldu; ne yazık ki bu gelişme yarıda kaldı. başa gelecek bir felaket ancak böyle engellenebilir."

olabildiğince yalnız kalmalıyım. başardığım ne varsa ancak yalnızlığımın karşılığıdır.

''kusku ya da inanc icin, ask ya da tiksinti icin, yureklilik ya da korku icin, ozellikle ya da genel olarak hicbir cikis yolu bulunmayan bir tas icindeyim sanki, kendi mezar tasim...''
franz kafka, gunce, 15 aralik 1910
3- Ağustos-1917
Bir kez daha avazım çıktığı kadar bağırdım dünyanın içine. Sonra ağzıma tıkaç tıkıp, ellerimi, ayaklarımı ve gözlerimi bağladılar. Birkaç kez ileri geri yuvarlatıldım, bir kaç kez beni ayağa dikip sonra tekmelerle alaşağı ettiler, bacaklarımı hızla büküp beni acı içinde sıçrattılar, bir an için sessizce uzanmama izin verdiler ancak beklemediğim bir anda derinlerime dek işleyen sivri bir şeyle oramdan buramdan şişlediler.
Yıllardır büyük dörtyol ağzında oturmaktayım, ama yarın, yeni imparator geleceğinden, yerimi bırakmayı düşünüyorum. Eğilimim olmadığı gibi ilke nedeniyle de çevremde olan bitenle hiç ilgilenmem. Uzun süredir dilenmeyi de bıraktım, gelip geçen eskiler, bağlılık ve dostluk duygularından kalma alışkanlıkları nedeniyle bana bir şeyler veriyorlar ve yeni gelenler de onları örneksiyorlar.
Yanımda bir sepet var ve herkes uygun gördüğünce birşeyler atıyor içine. Ancak bu nedenle olacak, kimseyle ilgilenmediğimden, caddenin hayhuyu ve anlamsızlığı içinde dünyaya bakışımı, iç dinginliğimi koruyorum, herkeslerden daha iyi anlıyorum beni ilgilendiren şeyleri, durumumu ve hak ettiğim sonu. Bu konular tartışmaya gelmez, burada önemli olan, kendi görüşümdür. İşte bu nedenledir ki doğal olarak beni çok iyi tanıyan, aynı doğallıkla hiç ayırdına varmamış olduğum bir polis yanımda durup da " yarın imparator gelecek; buralarda olmamaya bak," dediğinde " kaç yaşındasın?" sorusuyla yanıtladım onu.
"Edebiyat" sözcüğü, yergi anlamında kullanıldığında, günlük dilde o denli çok anlamlılığı kapsamakta ki- belki de ta başından beri kullanımında böyle bir amaç vardı- zamanla düşünenler için de kullanılagelmiştir- kişiyi doğru görüş açısından yoksun kılarak yerginin hedeften sapmasına ve kısa düşmesine neden olur.
Hiçliğin uyarı trompetleri.
A: Öğüdüne gereksinimim var.
B: Niye benim?
A: Sana güveniyorum.
B: Niçin?
A: Toplantılarımızda sık sık görmüşümdür seni ve bizler için toplantının gerçek amacı öğüt arayışı olmuştur, bunda birleşiyoruz değil mi? Ne çeşit toplantı olursa olsun, ister oyunculuk etmek isteği olsun amacımız, ister çay içmek, ister neşelenmek olsun, ister yoksulara yardım, sonuçta sorun öğüt arayışıdır her defasında. Öğüt alacak tek kişi bulunmayan bunca insan! Göründüğünden bile çok bunların sayısı, çünkü bu tür toplantılarda öğüt verenler, bu görevi dilleriyle yüklenirken, yüreklerinde kendileri de öğüt almak isteği taşımaktadırlar. Onların yansıları dinleyenlerin arasındadır her zaman, sözcüklerini özellikle bu yansıya yöneltirler konuşmacılar. Ancak o, herkesten daha büyük tiksintiyle, doyumsuzlukla ayrılır oradan ve öğütçüsünü ardından sürükleyip götürür başka toplantılara ve aynı oyuna.
B: Demek bu iş böyle?
A: Elbette. Bunu sen de görmektesin, değil mi? Bunu görmek de bir çözüm getirmiyor sana, tüm dünya görmekte bunu ve o denli inatla da yakarısını sürdürmekte.
5- Ağustos- 1917
Akşam Radesdvic'de Oscar'la. Üzünç dolu, güçsüz, ama konuyu izlemekte sık sık güçlük çektim.
A: İyi günler
B: Önceleri bir kez burada olmuştunuz, değil mi?
A: Beni tanıdınız mı? Hayret.
B: Düşüncelerimde sizinle konuştum birkaç kez. Son buluşmamızda isteğiniz neydi?
A: Sizden öğüt almak.
B: Doğru. Peki verebilmiş miydim?
A: Hayır. Ne yazık ki, sorunu ne biçimde ortaya koymak konusunda bile anlaşabilmiş değildik.
B: Demek öyleydi?
A: Evet. Hiç de iç açıcı değildi durum, ama bir an için kuşkusuz. Hemenceceik ulaşılamıyor hiç birşeye: Sorunu bir kez daha yineleyebilir miyiz?
B: Elbette. Başlayın hadi.
A: Pekala öyleyse, sorunum,
B: Evet ?
A: Karım
B: Karınız mı?
A: Evet, elbette.
B: Anlamadım. Bir karınız mı var sizin?
A. --
6- Ağustos- 1917
A: Sizi pek tutmadım.
B: Niçin diye sormayacağım. Biliyorum.
A: Ee?
B: Öylesine güçsüzüm ki. Hiçbirşeyi değiştiremem. Omuz silkmek ve dudak bükmektir tüm yapabildiğim, bundan ötesi elimden gelmez.
A: Seni ustama götüreceğim. Gelir misin?
B: Utanırım. Beni nasıl kabul eder? Kalkıp doğruca Usta'ya gitmek! Doğru olmaz bu.
A: Bırak da sorumluluğu ben üstleneyim. Seni götürüyorum. Gel.
( Bir koridor boyunca yürürler. Bir kapı tıklatılır. Bir ses duyulur "girin." B kaçmak istese de A onu tutar ve içeri girerler. )
C: Usta kimdir?
A: Sanırım - Ayaklarına! Ayaklarına kapan!
A: Öyleyse, çıkış yok mu?
B: Ben bulamadım.
A: Ve de çevreyi her şeyden iyi bilen sensin.
B: Evet.
7 - Ağustos - 1917
A: Sen hep kapının çevresinde dolaşıyorsun burda. Şimdi ne istiyorsun? Şimdi ne istiyorsun?
B: Hiçbirşey. Sağolun.
A: Gerçekten! Hiçbirşey mi? Üstelik seni bilirim ben.
B: Yanılmış olmalısınız.
A: Hayır, hayır. Sen B'sin(*) ve yirmi yıl önce burada okudun. Evet mi hayır mı?
B: Pekala, evet. Kendimi tanıtmaktan ürktüm.
A: Ürkekliğin yıllarla artmışa benziyor. O zamanlar öyle değildin.
B: Evet, öyle değildim. Daha şu an yapmışım gibi, yapmış olduğum herşeyden tövbe ediyorum.
A: Görüyorsun, bu yaşamda ödenmekte herşeyin karşılığı.
B: Ne yazık!
A: Demiştim sana.
B: Demiştin. Ancak böyle değil bu. Öyle hemen ödenmiyor. Okulda gevezelik etmişsem işverenime ne bundan. Bu benim çalışma yaşamıma da engel oluşturmuş değil, hayır.
15- Eylül - 1917
Yeni bir başlangıç yapabilmen için, ne denli uzak bir olasılık da olsa, şansın var daha. Tepme bunu. İçinin derinliklerini eşelemeye ayak direyeceksen, giderek derinleşen bu bataklıktan kendini sakınamaz duruma düşüreceksin. Yuvarlanma bu batağın içinde artık. Ciğerlerindeki yangı yalnızca bir simgeyse, tıpkı ileri sürdüğünce, mikrobuna F. adı verdiğin etkinliğini derin haklılığından alan simgeyse eğer, o zaman sağlık öğütleri de birer simgedirler. Yapış yakasına simgelerin.
Ey olağanüstü an, zorba buyruk, tohuma kaçmış bahçe. Evden çıkıp tam köşeyi dönersin, şans perisi koşar sana doğru, bahçe yolundan.
18 -Eylül- 1917
Herşeyi yırt at.
* B. Kafka'nın nişanlısı F'nin arkadaşı.
Kafka'nın Güncesi

Sunday, September 30, 2007

hey there delilah - plain white t s

hey there delilah
what's it like in new york city?
i'm a thousand miles away
but girl tonight you look so pretty
yes you do
time square can't shine as bright as you
i swear it's true

hey there delilah
don't you worry about the distance
i'm right there if you get lonely
give this song another listen
close your eyes
listen to my voice it's my disguise
i'm by your side

oh it's what you do to me
oh it's what you do to me
oh it's what you do to me
oh it's what you do to me
what you do to me

hey there delilah
i know times are getting hard
but just believe me girl
someday i'll pay the bills with this guitar
we'll have it good
we'll have the life we knew we would
my word is good

hey there delilah
i've got so much left to say
if every simple song i wrote to you
would take your breath away
i'd write it all
even more in love with me you'd fall
we'd have it all

oh it's what you do to me
oh it's what you do to me
oh it's what you do to me
oh it's what you do to me

a thousand miles seems pretty far
but they've got planes and trains and cars
i'd walk to you if i had no other way
our friends would all make fun of us
and we'll just laugh along because we know
that none of them have felt this way
delilah i can promise you
that by the time we get through
the world will never ever be the same
and you're to blame

hey there delilah
you be good and don't you miss me
two more years and you'll be done with school
and i'll be making history like i do
you know it's all because of you
we can do whatever we want to
hey there delilah here's to you
this ones for you

oh it's what you do to me
oh it's what you do to me
oh it's what you do to me
oh it's what you do to me
what you do to me.

Wednesday, September 12, 2007

Açık Mektubumdur.

Aşk! Güneşinin parlaklığından bakamasam da yüzüne göremesem de gözlerini, gel bul beni bu en sıcak yaz günlerinde! Çünkü yıllar yılı gecelerin kızı olduğuma inandırdılar beni. ÖZ annem gibi kucakla beni sar beni sevecenliğinle ve ne olur, ben de dönmüş olayım artık yuvama. Öyle bir yer ki yastığa başımı koyduğumda uyku alır beni kollarına. Tek ihtiyacım sen! Aşk! Güneş! Suyumu ve havamı sen vereceksin bana!

Saturday, September 1, 2007

Göğe Bakma Durağı - Turgut Uyar

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

Sunday, August 26, 2007

74

Bırak beni bırak beni bırak beni
Gitme gitme gitme
Hakkım olmayan bir mutluluğu istemeyeceğim senden
Sen mutluysan sevdiceğin mutluysa
Ne hakkım var
gözyaşı dökmeye bile
Kıskanmaya ne hakkım var
sen habersizken benden
Beklemeye ne hakkım var
bir gün gelirsin diye
Ummaya ne hakkım var mutluluğu.
Benim mutluluğum sizin mutsuzluğunuzsa
Mutlu olmaya ne hakkım var
bir insan olarak
Seni özlemeye ne hakkım var
yetmiş dört gündür.

saman sarısı'ndan bir kısım..

seni yitirmiş geri dönüyorum sesimin yankılarına
ayrılık masanın üstündeydi cıgara paketinde
gözlüklü garson getirdi onu ama sen ısmarladın
kıvrılan bir dumandı gözlerinin içinde senin
cıgaranın ucunda senin
ve hoşça kal demeğe hazır olan avucunda
ayrılık masanın üstünde dirseğini dayadığın yerdeydi
aklından geçenlerdeydi ayrılık
                     benden gizlediklerinde gizlemediklerinde
ayrılık rahatlığındaydı senin
                                  senin güvenindeydi bana
büyük korkundaydı ayrılık
birdenbire kapın açılır gibi sevdalanmak birilerine ansızın
oysa beni seviyorsun ama bunun farkında değilsin
ayrılık bunu farketmeyişindeydi senin
      ayrılık kurtulmuştu yer çekiminden ağırlığı yoktu tüy gibiydi
      diyemem tüyün de ağırlığı var ayrılığın yoktu
      ama kendisi vardı

Nâzım Hikmet

Saturday, August 25, 2007

. . .

Üstümüze yazdıklarımın hepsi yalan
onlar olanlar değil olmasını istediklerimdi aramızda
onlar ulaşılmaz dallarında duran hasretlerimdi
onlar susuzluğumdu düşlerimin kuyusundan çekilmiş
ışığa çizdiğim resimlerdi onlar.

Üstümüze yazdıklarımın doğru değil hepsi
güzelliğin
       yani bir yemiş sepeti yahut kır sofrası
sensizliğim
       yani şehrin son köşesinde son sokak feneri oluşum
kıskanışım seni
       yani gözüm bağlı koşuşum geceleyin tirenlerin
                                                                     arasında
bahtiyarlığım
       yani bentlerini yıkıp atan güneşli ırmak.
Üstümüze yazdıklarımın hepsi yalan
üstümüze yazdıklarımın doğru hepsi.

30 Eylül 1960, Laypzig
Nâzım Hikmet Ran
Beyazıt Meydanındaki Ölü

Thursday, August 2, 2007

schopenhauer..

"Bana yardımı dokunan Schopenhauer formüllerinden biri şuydu" dedi Philip. "Göreli mutluluk üç kaynaktan gelir: kişinin olduğu şey, kişinin sahip olduğu şey ve kişinin diğerlerinin gözlerinde temsil ettiği şeyler. Schopenhauer bizim ilkine odaklanmamızda ve ikincisiyle üçüncüsüne - sahip olunanlar ve şöhretimiz - güvenmememiz gerektiğinde ısrar eder, çünkü o ikisi üzerinde kontrolümüz yoktur; bizden alınabilirler ve alınacaklardır - tıpkı senin kaçınılmaz yaşlılığının güzelliğini elinden aldığı gibi. Aslında "sahip olma"nın tersine bir etmeni vardır der - sahip olduğumuz şeyler çoğu kez bize sahip olmaya başlar.
schopenhauer tedavisi - bugünü yaşama arzusu - irvin yalom - kabalcı - 339. sayfa , 32. bölüm

Wednesday, July 18, 2007

anı defterinden - yalnızlık için suite... (son paragraf)

Eğer söylediğiniz gibi; kendinizde varolan tüm güzellikleri yitiriyor, özlem nehrinde akamıyorsanız ve yaşam sizin arkanızdan sürüklenerek geliyorsa; yıkın bütün engelleri, kırın zincirlerinizi, merhaba deyin kendi dünyanıza, kendi yaşamınızı yaratın ve sizi yapmak istedikleriniz şeyler için suçlayanları, duygularınızı, anlamayanları, yok edin... Yaratıcı, özgür ruhlar; berrak sularda, ulu ormanlarda, parıltılı yıldızlar arasında, en önemlisi de kendi derinliklerinde, dolaşamazsa kaybolur, gürültüden başka bir şey olmayan insan yığınlarına dönüşür, gün gelir sıradanlığın ve hiçliğin eşiğinde bulur kendini...

Veysel Dikmen - Sıcak Tanrıdan Soğuk Ekmek - Akmar Pasajı ;)

Tuesday, July 10, 2007

Erimek - Bedri Rahmi Eyüboğlu

Erimek belirsizce her şeyde,
Karışmak sulara yıldızlara,
Sinmek kokusuna mor menekşenin,
Yanmak damar damar, nefes nefes,
Yaşamak tükene tükene.


Friday, July 6, 2007

Kuşatma - Edip Cansever

Bir gün akıp gitmeye her yerim
Suyundan içmeyle alışık.

Gitmek! yazmışım defterime çoktan
Rıhtımlar, güz halatları, daha bir sürü şey
Şuramda darmadağınık.

Vişneler, atlar, yıldızlar
Yıldızlar, sık ağaçlar, kasaba lokantaları
Yıllarca duran sözler yenisi konuşulmadık.

Oteller, oteller, o bakımsız suçluluğum benim
Geçmem kapınızdan bile artık.

Doğasın, bir sen beklersin beni, bilirim
Sesimi, düşlerimi, kırık parmaklarımı
Var başka neyimse onları artık.

Doğasın sen, doğasın, yarat beni yeniden
Ey yalnızlığımı kuşatan yalnızlık.

(Şairin Seyir Defteri'nden)

Friday, June 15, 2007

Seni Yaşamak - Behçet Necatigil

Seni her özlediğimde sevgilim,
Gökyüzüne bakıyorum;
Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Denizlere bakıyorum.
Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Kuşlara bakıyorum.
O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.
Ve aşkım, seni her özlediğimde,
Adında isyan ediyorum.
Seni özlemek istemiyorum ben,
Ben seni yaşamak istiyorum,
Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum
Ve seni sende görmek sadece

Saturday, March 3, 2007

AY IŞIĞINDA MAVİ İNTİHAR

Gecenin yokluğuna da
Korkardım,

Ateş böceklerinden.

Bir de;

Ay ışığının
vurduğu Kedi ,
gözlerimden.

Koşulsuz;
Bir kelebek kanadına
bırak çocukluğumu.

Mavinin intiharı say rengimi.


Kedi gözlerime yapışsın;
Ölü kelebekler.

Kış geldi,
üşüdüm çünkü!

Yakandı;

korkumun alevi.

Ateş böceği
saçının her teli.


Alın gözlerimden
Kelebek kanatlarını.

Yokluğuma Ateş böceğiydin oysa.

Haydi,
ne olur!
İntihar mavisini
gömün içime.
..........................
20/21-01.2003 Bakırköy

A.CANN
.

Friday, February 2, 2007

sonrasında

Ve işte şimdi başlıyor
küçücük yaşamı
sevda yıkımından kurtulan kazazedenin;
merhaba, küçük köpecikler,
merhaba, serseriler,
merhaba, otobüsler ve yolcuları
ben daha süt bebeğiyim
gözlerini yeni açmış minicik bir kızım
korkunç sevda doğumundan
artık sevmiyorum
şimdi dünyada bi şeyler yapabilirim
yazılabilirim ben de bu dünyaya
dişlilerden biriyim ben de
artık deli değilim.

cristina peri rossi