Sunday, March 2, 2008

EDİTÖR'DEN

     Oğluma "hiçbir şey" olarak doğduğunu, "bir şey" olmanın biraz kendi tasarrufunda olduğunu, ama buna daha çok yaşadığı dünyanın, ülkenin yön verdiğini söyleyemedim, bütün anneler gibi... Çocuklarımız, anneliğimizle, bu ülkenin insana şekil verme yöntemleri arasındaki uçurumu kapatabilmek için bedenin ve zihnin sınırlarına dolaştığımızı ölümle burun buruna gelmeden hissetmiyorlar. Yaşayabilmek için bizimle kurdukları işbirliğini çözmüş, dört nala kendi kimliklerinin peşinde gidiyorlar çünkü, kendilerini ölüm tacirlerini beklediğini bilmeden, akıl almaz bir iştah ve tutkuyla...
     Oysa, yaşamaktır bir insanın asli işi, yaşatmaktır anneliğin de gayesi...
     Ona var olan yiyeceklerden istediğini seçebileceğini söylerken, o gün ne istiyorsa onu giymesini izlerken, otobüste, dolmuşta, bir birey olarak ona da bir bilet alırken, onun sevdiği film kahramanının çıkartmasını kendi çantalarına da yapıştırırken, onunla birlikte arabesk, hiphop, metal vs. dinlerken, suskunluğunda odasının kapısını usulca çekerken, acısını başıbozuk bir merakla deşmek yerine sormadan sarmayı öğrenirken, yanındaki varlığımızın o kendi yolunu seçene kadar yol arkadaşlığından ibaret olduğunu derimize işlerken bir anne oğlunun sırtını sıvazlayabilir mi, ölüm güzergâhında? Hangi anne oğlunun hayatını yaratıcısının da kullanıcısının da iktidardaki erkekler olduğu kavramlarla takas eder? Savaşı hangi anne kutsar, barışı hangi anne reddedebilir, hangi anne oğlunu feda edebilir?
     Kadınlar bilir ve sezerler, anneliğe yağdırılan her övgü, her kutsal söz, oğullarını ve kızlarını kurban edebilmesini kolaylaştırmak içindir... Ses çıkarmasa da, bu kutsallık çukurunun daha çok çocuğun kanıyla dolmasına göz yumsa da bilir ki savaş bütün cephelerde çocukların kaybettiği aşağılayıcı bir oyundur... Ve yine kadın bilir ki, yaşlı erkeklerin iktidarında genç erkekler de birer piyondur...
     Her kim ki ölümlerin bitmesini ister, savaşın, şiddetin karşısında durur, kadının anne yanı ondan yanadır. Diğer bütün çatışmaların, gerilimlerin, söz dalaşlarının, inatlaşmaların, hayatı savunan birinin karşısında hükmü yoktur.
     Bu 8 Mart'ta kadınlar dört bir yanlarının ceset torbalarıyla çevrilmesine itiraz edecek, eşitlik, özgürlük taleplerinin önüne barışı yerleştirecekler... Çünkü biliyorlar ki, savaş sadece anneliklerinden değil, tümüyle kadınlıklarından vuruyor onları...
     Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nüz kutlu olsun.
     İyi haftalar...

Berat Günçıkan (bguncikan@yahoo.com) Cumhuriyet Dergi

No comments:

Post a Comment