Sunday, November 13, 2016

Az once hayatimda ilk defa

Bir dugun hayali canlandi gozumde. Hayir, daha once oturup uzun uzun dusunmustum, zorlamistim kendimi bunu hayal edebilmek icin ama ancak gelinlige dair birkac ayrinti canlandirabilmistim. Birinden evlilik teklifi aldigimda da, bir baskasina asik oldugumda da, otekiyle omrumu geciririm ki diye dusundugumde de hic bu kadar canli bir sahne gelmemisti tahayyulume.

Istanbul, bogazdan uzak bir deniz kenari. Yagmursuz bir eylul aksami, yazdan kalma, mevsimi hatirlatir hafif meltem. Yari cimen yari tas, beceriksiz bir zemin kaplamasi. Agaclar, agaclardan gecen teller, tellere takili rengarenk ampuller. Ortasi bosluk, cevresi iskemleler masalar ve kirli beyaz musamba ortuler. Gulen, kahkahalar atan insanlar, cogu 30lu yaslarinda, arada kosusturan 5 yaslarinda cocuklar ama kimse kovalamiyor onlari. Ozgurler. Muzik yapan insanlar var, fotograf ceken insanlar var, hepsi arkadas - dost. Gun batinca baslamis eglence. Kimse sacinin bozulmasına aldirmiyor. Ben ayakkabilarimi cikarmisim zaten coktan. Cimlerde oturuyorum beyaz elbiseyle, cocuklar fotograf cektiriyor benle. Gelin teli var basimda. Cicegimi atmamisim, koparip koparim veriyorum herkese. Gelemeyecegini soylemis cok sevgili arkadaslar geliyor bir bir, her araba yanasma sesinde hop oturup hop kalkiyorum. Agliyorum biraz mutluluktan.

Adam? Saci ruzgardan karismis, yuzu ince hatli, ipek gomlekli biri. Kocam. Tirnaklari muntazam kesimli, gulunce gozlerinin cevresi -benim gibi- kiris kiris oluyor. Seviyorum onu. Kaldirmaya calismiyor beni cimenden. Ama "dans edelim" diyor, ellerimden tutup burnumdan opuyor. Seviyor beni. Gece esikten kucaginda gececegim.

Neden simdi, degil mi? Cunku ben mumkun seylerin hayalini hic kurmam.

No comments:

Post a Comment