Friday, November 10, 2017

Hold tight.

Yazamadım. İçimi akıtamadım sözcüklere. Paylaşamadım, paylaşmak bir anlamda sahip çıkmaktır ele güne karşı, anca yüz kazandım yüzüm oldu. Yazamadım, şimdi yazıyorum. Yüzüm oluyor, yüzleşiyorum, yüz göz oluyorum, yüzüyorum kuyruğuna geldim, yüz kapılı salonlarımda bir başıma.

Kötü zamanlar oldu. Yüzümü döktüm epeyce. Biraz şarkı söyledim, şiir okudum, hayat durmadı devam etti, ona katıldım, katılmamak elde değildi, ben de devam ettim. Ben miydim o, benim bir suretim miydi yoksa? Kendime geldim, kendimi getirdim, fakat kendim bir sabit miydi değişken miydi, ajan mıydı yoksa? Bilemedim.

En derin acılar benimdi, en büyük sorunlar bana gelirdi, en karmaşık mutsuzluklarda yanan bendim, en gerçek en çözülmez en "yok", ben. Zordu ve zor olması gerekirdi de zaten, zorlukla mükellef idim, aşk dahi bana çarpınca zoralıverirdi. Oysa hayat nasıl da akıp gidiyor.

Bugün ilk gençlik-tutucu kremimi aldım mağazadan, kadın yaşımı duyunca bunu uzattı. Diğerleri daha ileri yaşlar içinmiş, bir sene önce olsa bunu da kullanmamalıymışım ama şimdi yaşım gelmiş. Yaşım, korunacak yaşlara gelmiş, geri dönüleceklere gelmeme daha biraz varmış. Var mıymış? Garantisini kim vermiş? Yarın hâlâ nefes alacağımızdan emin değilken, yarın hâlâ seveceğimizden ve dahi sevileceğimizden duyduğumuz şüphe... Ah o şüphe, kendi-kendini-besleyen!

Öyle yorgunum ki aşkın koynunda ölebilirim şu anda. 

No comments:

Post a Comment