Monday, December 5, 2011

acılar yalnız yaşanır.

vurucu bir cümleyle giriş yapmak değildi niyetim, ama öyle oldu, ne yapalım.. paylaşmak yersiz belki, ama insan kendi acılarını dahi yaşayamıyor zaten. ortağı olduğum her acının biriktiği bir yürekle kendimle baş etmem güç. yazmak rahatlatırdı eskiden, o da bir işe yaramıyor artık. "neyin var?"lar anlamsız. bir şeyim yok. kimsenin acısını artırmaya hakkım olmadığına inanırken birilerini kendi acılarıma ortak etmenin yolu da yok. insanlarla birlikteyken iyi - olmadığın, olamadığın bir karakter seç yeter; beceriksiz oyunculuğuna inanmaya hazır kitleler önünde çok da zor olmasa gerek. ama yalnız kalınca, kendin kendinin bile seyircisi değilken, neden gülümsemeli? dıştan alacalı gözüken pollyanna - güzin ablalık bazı zamanlarda kandırmıyor kendini. "kafamın içi cam kırıklarıyla dolu, doktor!" kendini inandırmadıktan sonra oyun oynamanın amacını sorgulamaya başlarsın. peki bu anomali neyden kaynaklanıyor, tedavisi var mı? insan kendi kendinden nasıl kurtulur?

içimde kötü bir his var, kötü şeyler olacak. asılsız kehanetlerde bulunuyorum, altıncı hissim kuvvetli mi gerçekten? şu durumda kaybetmekten korkacağım bir sırdaşımın yokluğu iyi mi kötü mü, bilemedim. yalancı bir kadının çifte yaşamında bir sırdaşa yer yok. verecek bir sırrının varlığından şüphe duyarken üstelik.. "eksik bir şey mi var, hayatımda?" kolay tasarımlar, kolay formlar, görünene inanma, çok mu imkansız seçimlerdi? neyin özlemini çekerdim onu değil de şunu seçseydim? şimdi bütün telefon numaralarını silsem bütün elbiselerimi satsam, kendimden kurtulur muyum? sorular yanıtsız.

"kimseye etmem şikayet / ağlarım ben hâlime"

No comments:

Post a Comment