Friday, September 30, 2016

Nasıl demeli, bilmem ki,,

Ne kedisiz, ne kitapsız, ne de aşksız mı yani bey efendi? Âlâ, pekala... Öyliyse artık bütün radyolar sussun, yas vaktidir! Ah, fakat bu kıskançlıkla n'apacağım?

Dünyada en ehemmiyetli düşman, kıskançlıkla kızarmış kalbini yerinden koparıp atmış bir kadının elleridir. O eller halbuki özlemle uzanırlar bazı yeşil gözlere, kadirşinas kucaklamalar yaratırlar bazı kapı eşiklerinde, ah, ama onlar nasıl güzel gözlerdir ki insan kendini ölüverecekmiş gibi hissettiğinde olanca yeşilliğiyle birden karanlıkta belirip bakar, bakarlar.

Hani insanın içinden bir şeyler söylemek gelir de nasıl diyeceğini bilemez ya, çünki mesela hazırlıklı değildir veyahut yumulu gözle saatlerce ve günlerce dinlenecek davudî bir karakteri yoktur sesinin, aman yarabbim, neler saçmalıyorum yine acaba?!




Aldım ve verdim o nefesi. Durdum. Karşı karşı dururken insan bilemiyor, bilmezliğe vuruyor belki de, ama böyle uzaktan-


Seviyormuşum meğer. Hep. Hep biraz biraz, bazen çok, seviyormuşum meğer. Bi' ihtimalden çok daha kuvvetli biçimde ve onsuzlanamayacak raddede, yani işte varlığının olumsuzu ("yokluk" dedirtme bana) tahayyül edilmemişmiş şimdiye değin ve de bir eylül sonu onsuz gelince anlaşılıyormuş yalın ve DANK! biçiminde, yeni bir iddiaya yer bırakmamacasına.

Seviyormuşum meğer.

Haydi git de mutlu ol şimdi.

No comments:

Post a Comment