Saturday, May 6, 2006

Ay şafağı

Ay şafağı

FERHAT ÖZEN

Tüm güzel insanların güzel atlarına binip gittiği bir ülkede, birgün...

Bu toplumun insan toplumu olduğu konusunda kuşkularım var, güvenmiyorum, tam anlamıyla kötülük toplumu. Kötülük için toplanıyor ama iyilik için toplanmıyor. Bu yoplumdan, bu tarihten olmaktansa, doğal bir adam olmayı seçiyorum ben.’
Bu sözleri Ece Ayhan, Radikal’den Metin Sever’e söylüyor ölmeden bir süre ön-ce. Hemen arkasından da ekliyor: Gözüm arkada kalmaz, söyleyeceklerimi söyledim.
Metin Sever, Ece Ayhan’ın sözlerini aktardıktan sonra, Arthur Miller’in bir sözü-ne gönderme yaparak onun düzenle özgürlük arasında hiçbir zaman denge arayışında olmadığını söylüyor ve tüm güzel insanlar gibi o da “güzel atlara binip gitti” diyor.Gerçekten de Ece Ayhan gibi ne kadar çok güzel insan “güzel atlara binip” terk etti bu ülkeyi. Son 30 yılda, Denizlerle başlayarak... genç genç, en yaşanası yaşlarda...
Kim dayanabilir
Karanlığın bunca yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere kul olmasına iyi insanların...(Shakespeare)
diyerek gittiler.
Denizler dayanamadı.
Son 30 yılda Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Doğan Öz, Onat Kutlar, Ümit Doğanay, Ümit Kaftancıoğlu, Cavit Orhan Tütengil, Turan Dursun, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Metin Göktepe, Kemal Türkler... Sayfalar yetmez yazmaya... “Karanlığın bunca yavaş, yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine” dayanamadılar. ‘Hain tuzaklarda’ vuruldular ve ‘güzel atlarına binip’ gittiler.
Ve Sivas’ta yakılanlar...
Metin Altıok, Asım Bezirci, Behçet Aysan ve 37 güzel insan dayanamadılar insanın insana kulluğuna. İktidarla uyuşamadılar, yollarını ayırdılar ve güzel atlarına binip gittiler. (Bu bir masal değil, keşke masal olsa, bu ülkede gerçekten de 37 güzel insan, şair, yazar, sanatçı 24 Ocak 1993’te, evet 1993’te; 1093’te değil, 1593’te de değil, 21.yüzyıla girerken, Sivas’ta kaldıkları Madımak Oteli’nde diri diri yakıldılar. Kim dayanabilr buna?
Ama unuttuk bile. Unutmaksa yakanla-rınkinden daha büyük bir suç değil mi?

Vazgeçtim bu dünyadan...
Değmez bu yangın yeri avuç açmaya değmez
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz
Değil mi ki ayaklar altına alınmış insan onuru
O kız oğlan kız erdem dağa kaldırılmış...
Vazgeçtim bu dünyadan...(Shakespeare)

diyerek belki de, o güzel insanlar, (katillerinin bile, tetikçilerinin bile özlediği o güzel insanlar) bizi de bu ülkeyi de bırakıp gittiler.
Ve Kazım Koyuncu...Çernobil kazasının ve 12 Eylül faciasının halkımıza içirdiği zehirli çaylarla aramızdan aldığı en güzel insan...
Ölümleriyle ölümü güzelleştiren insanlar...
Yaşamlarıyla yaşamı çirkinleştirenlere yeniliyor...
Ah hep kötüler ve çirkinler kazanıyor
Yenildik ey halkımççç Ah keşke yanılmış da olsaydık. Haklı çıkmasaydık...
Bu toplum, Ece Ayhan’ın dediği gibi elitlerine sahip çıkmadı, çıkamadı.

* * *

Tüm güzel insanların güzel atlarına binip gittiği bir ülkede bir gün, her nasılsa geride kalan tüm “fanilerim”, böyle bir şey olmamış gibi yaşamak “haysiyetlerine dokunur” olmuş. her nasılsa geride kalabilmiş tüm güzel insanlar bir gün, bir şey yapmalı, bir şey yapmalı, önce kendimizi yenilemeli, “ben” demeyi bırakmalı, kendimizi eleştirmeyi öğrenmeli, ortak aklı yaratmalı; halkın kendisini kendisinin kurtarmasına izin vermeli, anlatılamayan, örgütlü güce dönüştürülemeyen en doğru düşünce neye yarar diye düşünmeye başlamışlar.

Bu masalı gerçek yapmak için ve bu masalın sonrasını güzel getirmek için nefes alan fanilerin borçları ve ödevleri var.
Bunlar bizim, Ece Ayhan’ın dediği gibi, insan toplumu olmamızın gerekleri öncelikle.
İnsan toplumu olmamızın gerekleri...
İnsan toplumuysak eğer...



No comments:

Post a Comment