Ay şafağı
FERHAT ÖZEN
Tüm güzel
insanların güzel atlarına binip
gittiği bir ülkede, birgün...
‘Bu toplumun
insan toplumu olduğu konusunda
kuşkularım
var, güvenmiyorum, tam anlamıyla kötülük toplumu. Kötülük
için toplanıyor ama iyilik için toplanmıyor. Bu
yoplumdan, bu tarihten olmaktansa, doğal
bir adam olmayı seçiyorum ben.’
Bu sözleri Ece
Ayhan, Radikal’den Metin Sever’e söylüyor ölmeden bir süre
ön-ce. Hemen arkasından da ekliyor:
Gözüm arkada kalmaz, söyleyeceklerimi söyledim.
Metin Sever, Ece
Ayhan’ın sözlerini aktardıktan sonra,
Arthur Miller’in
bir sözü-ne gönderme yaparak onun düzenle özgürlük arasında
hiçbir zaman denge arayışında olmadığını söylüyor ve tüm
güzel insanlar gibi o da “güzel atlara binip gitti”
diyor.Gerçekten de Ece Ayhan gibi ne kadar
çok güzel insan “güzel atlara binip” terk etti bu ülkeyi. Son
30 yılda, Denizlerle başlayarak... genç
genç, en yaşanası
yaşlarda...
Kim
dayanabilir
Karanlığın
bunca yavaş
Yüzsüzlüğün
bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere
kul olmasına iyi
insanların...(Shakespeare)
diyerek
gittiler.
Denizler
dayanamadı.
Son 30 yılda
Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Doğan Öz, Onat Kutlar, Ümit Doğanay,
Ümit Kaftancıoğlu, Cavit Orhan Tütengil, Turan Dursun, Muammer
Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Metin
Göktepe, Kemal Türkler... Sayfalar yetmez yazmaya... “Karanlığın
bunca yavaş, yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine”
dayanamadılar. ‘Hain tuzaklarda’ vuruldular ve ‘güzel
atlarına binip’ gittiler.
Ve Sivas’ta
yakılanlar...
Metin Altıok,
Asım Bezirci, Behçet Aysan
ve 37 güzel insan dayanamadılar insanın
insana kulluğuna. İktidarla uyuşamadılar, yollarını ayırdılar
ve güzel
atlarına binip gittiler. (Bu bir masal
değil, keşke masal olsa, bu ülkede gerçekten de 37 güzel insan,
şair, yazar, sanatçı 24 Ocak 1993’te, evet
1993’te; 1093’te değil, 1593’te de
değil, 21.yüzyıla girerken, Sivas’ta kaldıkları Madımak
Oteli’nde diri diri yakıldılar. Kim dayanabilr buna?
Ama unuttuk
bile. Unutmaksa yakanla-rınkinden daha
büyük bir suç değil mi?
Vazgeçtim bu
dünyadan...
Değmez
bu
yangın yeri avuç açmaya değmez
Değil
mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini
Değil
mi ki yoksullar mutluluktan habersiz
Değil
mi ki ayaklar altına alınmış insan
onuru
O kız
oğlan kız erdem dağa kaldırılmış...
Vazgeçtim bu
dünyadan...(Shakespeare)
diyerek belki
de, o güzel insanlar, (katillerinin bile, tetikçilerinin bile
özlediği o güzel insanlar) bizi de bu
ülkeyi de bırakıp gittiler.
Ve Kazım
Koyuncu...Çernobil kazasının ve 12 Eylül faciasının halkımıza
içirdiği zehirli çaylarla aramızdan aldığı en güzel insan...
Ölümleriyle
ölümü güzelleştiren insanlar...
Yaşamlarıyla
yaşamı çirkinleştirenlere yeniliyor...
Ah hep kötüler
ve çirkinler kazanıyor
Yenildik ey
halkımççç Ah keşke yanılmış da
olsaydık. Haklı çıkmasaydık...
Bu toplum, Ece
Ayhan’ın dediği gibi elitlerine sahip
çıkmadı, çıkamadı.
* * *
Tüm güzel
insanların güzel atlarına binip
gittiği bir ülkede bir gün, her nasılsa geride kalan tüm
“fanilerim”, böyle bir şey olmamış gibi yaşamak
“haysiyetlerine dokunur” olmuş. her nasılsa geride kalabilmiş
tüm güzel insanlar bir gün, bir şey yapmalı, bir şey yapmalı,
önce kendimizi yenilemeli, “ben” demeyi bırakmalı, kendimizi
eleştirmeyi öğrenmeli, ortak aklı yaratmalı; halkın kendisini
kendisinin kurtarmasına izin vermeli, anlatılamayan, örgütlü
güce dönüştürülemeyen en doğru düşünce neye yarar diye
düşünmeye başlamışlar.
Bu masalı
gerçek yapmak için ve bu masalın sonrasını güzel getirmek için
nefes alan fanilerin borçları ve ödevleri var.
Bunlar bizim,
Ece Ayhan’ın dediği gibi, insan
toplumu olmamızın gerekleri öncelikle.
İnsan toplumu olmamızın gerekleri...
İnsan toplumuysak eğer...
No comments:
Post a Comment