küçük
şeyler...
Bu
dünyada küçük şeyler yoktur. Bakmasını bilen göz için her
şeyin bir anlamı vardır. Her durumda işe yarayacak küçük
bilgiler vardır. Uygun durumda uygun bilgiyi kullanırsan büyük
sonuçlar çıkar ortaya. Küçük, büyüğün anasıdır. Azlık
çokluğun özüdür.
Küçük
ipuçlarını fark ettiğimizde, doğaya uyum sağlamamız, yarına
kalmamız kolaylaşır.
KADINLARIN
EMPATİK BECERİLERİ NEDEN GELİŞMİŞ?
- Kadınların empatik becerilerinin erkeklerin empatik becerisinden daha yüksek olması, “kadın duyarlılığı” kavramıyla açıklanabilir. İyi de kadınlar niçin daha duyarlı? Niçin erkeklere oranla daha iyi empati kurabiliyorlar?
- Kadınların erkeklere oranla daha iyi empati kurmalarının çeşitli nedenleri bulunabilir. Bir görüşe göre bu nedenlerden bir tanesi şu:
- Bazı canlı gruplarında statüsü düşük olanlar saldırganlığa uğramamak için yüksek statülülerin, örneğin liderin davranışlarını sürekli gözlerler. Benzer şekilde insanlarda da nice toplumda aile ortamında erkeğin statüsü kadınınkinden üstün olmuştur. Kadın, erkeğin gözüne bakmak, onun sinirli olup olmadığını anlayıp kendini ona göre ayarlamak zorundadır. Aksi halde, sözel ya da fiziksel saldırıya uğrayabilir.
- Erkeğin şu andaki davranışlarına bakıp az sonraki davranışlarını tahmin etmek zorunda olan kadın, giderek onun yüz ifadelerine, vücut diline daha duyarlı olmuştur. Bu durum da kadının empatik becerisinin gelişmesine yol açmıştır.
- Erkeklerin çoğunda “ya karım kızarsa” korkusu bulunmadığı için böylesine bir duyarlılık gelişmemiş olabilir.
Eskimolardaki
kar çeşitleri - (empati) – Çinliler birbirine benzer mi? –
cam/çam, three/tree
Küçük
farklılıkları yakalayamamak, ötekileri yanlış algılamamıza,
zaman
zaman da mutsuz olmamıza yol açar.
Galiba
herkes kendine ait her şeyin normal olduğunu, ötekilerde ise bir
tuhaflık bulunduğunu düşünüyor.
Neyin
küçük, neyin büyük olduğu veya küçük şeylerden hangisinin
ne ölçüde önemli olduğu görecelidir.
Eğer
bir olaya verdiğimiz değer, yarına kalma ihtimalimizi artıracaksa
önemlidir,
artırmayacaksa önemli değildir.
Her şeyin göreceli olduğu bir dünyada kişinin kendini koruması
esas olmalıdır.
Tehlikeler
karşısında önlem almak gerektiğinde, bazen negatif düşünmek
gerekebilir. Fakat negatif düşünmeyi bir alışkanlık haline
getirmek, bizi tehlikelerden korumak yerine, tehlikeye atıyor.
Eski
Yunan Felsefesi, “Arke (arkhé), ana şey nedir?” diye başlamıştı
işe. Dünyayı oluşturan ana şey, kimine göre bir maddeydi,
örneğin toprak, hava, ateş, su idi. Kimine göre arke, atomdu.
Pythagoras Usta, arkenin sayı olduğunu söyledi. Ona göre uzayda
sayıların dansı vardı; yerde, gökte, müzikte sayıların dansı
vardı. Muhteşem bir iddia. Gerçekten, atomlarda, moleküllerde,
galaksilerde, seslerin dalga boylarında, müzikte, sayısal
düzenler, matematiksel tekrarlar var. Midye kabuğunda, fidanlarda
sayısal düzenler var. Belki gerçekten de evrende sayılar dans
ediyor; bazen sessiz, bazen müzikle...
Olaylar
önemli değildir, onları algılama şeklimiz önemlidir.
Neyin
önemli, neyin önemsiz olduğu, neyin kabalık, neyin kibarlık
olduğu, üç boyutta değişir; kişiden kişiye, toplumdan topluma,
zaman içinde.
Enstantane
küçük bir andır;
ama
o anı yakaladığınızda, o an ömür boyu karşınızdadır.
Yaşamınızdaki
küçük şeylerde büyük tatlar bulmak sizin sorumluluğunuzdur.
Dünyada
enstantane sıkıntısı yoktur; önemli olan sizin objektifinizin
kaydetme gücüdür.
Pollyannacılık,
yaşama devam edebilmek için, gerektiğinde sıkıntılarla
baş
edebilme sanatıdır.
Yaşamın
her zerresi kutsaldır, değerlendirilmelidir. Güzelliklerden
güzellikler çıkar; ama sıkıntılardan da güzellikler çıkarmak
mümkündür.
İnsan
evrenin merkezindedir: Evrenin çapı, beyninizin çapına eşittir.
Çünkü
siz, evreni fark edebilen, algılayabilen, yorumlamaya çalışan,
evrenin çapını ölçebilen bir varlıksınız. Siz, evreni idrak
edebilen, ufak ama muhteşem bir varlıksınız. Çapınız küçük,
kapsamınız muhteşemdir.
Siz
muhteşem bir evrende yaşayan ve onu beyninde taşıyabilen bir
varlıksınız.
KARŞIDAKİ
ADAM
Bir
ırmağın bu yakasında bir adam varmış. Karşı yakasında da
başka bir adam. Irmak geçilmesi zor bir ırmakmış. Bu yakadaki
karşı yakadakine seslenmiş: “Hey, karşıya nasıl geçebilirim?”
Karşı yakadaki adam hayretle cevap vermiş: “Ne lüzum var, sen
zaten karşıdasın.”
Önemli
olan, hata yapmamak değil, yapılan hatalardan ders almak
(geribildirim
almak), tecrübe kazanmaktır.
Doğduğun
zaman 1’sin, sapsade bir 1. Zamanla 1’in sağına sıfırlar
eklersin; diplomaların olur, unvanların, rollerin, rozetlerin olur,
evler, arabalar alırsın. Bunların herbiri bir sıfırdır ama 1’in
sağına eklendikçe senin değerin artar.
10000000000...0
Bütün
bu sıfırların ne zamana kadar değeri vardır? Sen hayatta olduğun
sürece. Sen öldün, 1 gitti:
0000000000...0
1
(bir) küçük bir şeydir. Ama sıfırlarınızın başında bu
küçük şey olmasa siz evreni fark edemezdiniz; o 1 olmasa siz şu
an bu kitabı okuyor olmayacaktınız.
Her
insan, sahip olduğu eşyaların, unvanların, rollerin dışında,
yiyip içen, konuşup düşünen, seyredip dinleyen bir ben’e
sahiptir.
İster
bir varsayım deyin, ister bir dogma, tüm insanların onurları
eşittir bu dünyada. İnsanların bilgileri, yetkileri, statüleri,
güçleri farklı farklı olabilir; ancak onurları eşittir. Hiçbir
insan, renginden, cinsiyetinden, inançlarından veya hatalı bir
davranışından ötürü aşağılanmamalıdır.
Üstün
Dökmen
No comments:
Post a Comment