İnsanı zorla
bilinçlendiriyorlar kardeşim. Solcular arasında falan vardır ya,
kitleleri bilinçlendirelim hikayesi. Bir
musibet bin nasihatten iyidir oysa
ki. Ve şu NATO zirvesi de en hakikisinden bir musibet, yani başımıza
çörekleniveren bir felaket!
Yok o sokağa
girilmez, bu caddeden geçilmez; yok metro işlemez, Boğaz’da
motorlar gidip gelemez...
Hava atmak için
gazino kapatan görgüsüz herifler gibi, NATO
zirvesi için koca kenti kapattılar,iyi
mi?
Hem insanların
saadetinden ne istediler de nikah
törenlerini iptal ettiler? Akademik
takvimi öne aldıkları için finallere yeterince çalışamayan,
mezuniyet tezini hakkıyla hazırlayamayanlara yazık değil mi?
Korna çalması
yasaklanan (Yerli
yersiz korna çalmak zaten yasak değil mi?) minibüs
şoförleri bu
tramvayı nasıl atlatacaklar? Yoksa şu zirve bir geçsin, kendi
tramvalarını binle çarpıp yolcularına mı yansıtacaklar?
Habitat esnasında
bölgedeki sokak hayvanlarını toplamışlardı tek tek. Bu kez
koksu çıkmadı ama şoförlerin giyimine kuşamına, sakal traşına
karışanlar; NATO Zirvesi için kapattıkları bölgedeki sokak
hayvanlarını kendi hallerine mi bıraktılar? Yoksa...
Ve en
mühimibu zirve yüzünden patlatılan bombalardan daha kaç kişi
ölecek acaba?
Sınırsız,
Sorumsuz Kooperatifler
Dün, Birleşmiş
Milletler kuruluş anlaşmasının imzalanışının 59’uncu
yıldönümüydü. Yarın da –yaşadığımız rahatsızlıklardan
ötürü mecburen bildiğimiz gibi– İstanbul’da NATO Zirvesi
başlıyor.
Ne abi bunlar? BM
adı üstünde; milletler birleşmiş belli ki. Tabii birleşen
halklar değil, yöneticiler; milletler değil, devletler ama olur o
kadar. İyi de niye birleşmişler? Birleşmişler de ne halt
etmişler? Peki NATO ne? Ne işe yarıyor? Kadir Çöpdemir’in TV
programında yoldan gelene geçene sorduğu gibi, “Bir
tür kooperatif mi?”
Evet efendim, bir
tür kooperatif. NATO da BM de bir tür kooperatif. Ortak ihtiyaçları
en elverişli koşullarda karşılamak için kurulmuş ortaklıklar.
Ortak
ihtiyaç da, inanıp inanmamakta serbestsiniz: Barış!
BM mesela, İkinci
Dünya Savaşı’nın ardından tüm ülkeler el ele tutuşsun,
birbirini sevsin, dünyada bir daha savaş olmasın, lay lay lom diye
kurulmuş.
Ama tabii
memleketimizdeki kooperatiflerden de gayet iyi bildiğimiz gibi, bu
tür ortaklıklarda herkes eşittir de birileri hep biraz daha
eşittir ya. BM’de de öyle işte. Tüm ülkeler eşit ama BM’nin
kurulduğu 1945 yılının beş büyük devleti; ABD, Sovyetler
Birliği (şimdi Rusya), İngiltere, Fransa ve Çin biraz daha eşit.
E tabi 2004’te de
tek süper güç Amerika,
tüm ülkelerden daha eşit. Irak’a
mı girecek? Giriyor. BM de, daha baştan eşitler arasında ayrım
yapılarak kurulduğu için, ABD’ye itiraz falan edemiyor.
NATO’da da hikaye
aynı, 26 üye ülkenin, bir de bu üyelerle işbirliği yapan
ülkelerin başbakanlarının falan da katılacağı bir
zirve, katılımcılardan birinin kızının mezuniyet töreni
yüzünden ertelenir mi? Bu
ne ciddiyetsizlik, değil mi? Eğer kızının mezuniyetine gidecek
olan ABD Başkanı ise, değil! Üstelik zirveyi ertelettiğiyle
kaldı, mezuniyete de gitmedi Bush. Ama kim ona
bunun
hesabını sorabilir ki?
***
Boş hikayeler
bunlar. Adı
var, kendi yok örgütler. Orada
burada bir araya gelip, yiyip içip kaynaşıp sonunda Amerika’nın
istediği kararları çıkartıyor, birkaç günlüğüne
sosyalleştikleri için mutlu mesut evlerine dağılıyorlar.
Amerika’nın savaşını “barış için” ya destekliyor, ya
görmezden geliyorlar.
Akıl vermek gibi
olmasın ama böyle alenen toplaşmasalar, bizi böyle rahatsız edip
“bilinçlenmemize” sebep olmasalar... Onlar için daha iyi olmaz
mı?
Ya da ne bileyim,
bilinçlenelim bari.
“Defol Bush!”
Abartasım geldi:
“Şehre katil geliyor, katilleri kovalım...” (“Kara
Basma İz Olur” melodisiyle piliiizz.)
Manik Depresif
Köşe
(Cuma günü)
12.00’de kalkacak olan uçağım, akşam 22.00’ye alındı. 10
saat şaştı hesaplarım. Bu 10 saat bana 200 küsur milyon liraya
mal oldu üstelik. Şimdi ben bu NATO’ya, matoya; hızımı
alamayıp Birleşmiş Milletler’e falan sinirlenmekte haksız
mıyım? Sinirliyim yani, çok sinirliyim. Depresyonu da aştım,
agresyondayım.
62 Kelimelik
Başlık Mı Olur?
Bugün kimin
terörist olduğuna Amerika karar veriyor ve kendince teröristleri
“temizlemek” için elini kolunu sallayarak Afganistan’a, Irak’a
falan dalabiliyor.
Ama işte asıl
teröristin Amerika olduğunu düşünenlerin sayısı da az değil.
Hatta buyrun, NATO’ya “Kuzey Atlantik Terör Örgütü”
diyenler de var.
Peki ama terörist?
İşte orası biraz karışık. Zira birinin “terörist” dediğini
beriki “özgürlük savaşçısı” ya da “ulusal kurtuluşçu”
diye tanımlıyor.
BM, terörizmi ilk
kez 1972 yılında gündemine almış ve tanımlamış. Nasıl mı?
Boşverin! Ona yaranayım, ötekini de kızdırmayayım diye oradan
girmiş, buradan çıkmış, ortaya karışık öyle bir terör
tanımı yapmış ki, maddenin sadece başlığı 62 kelimeden
oluşuyor. Herkes işine geldiği gibi anlasın diye. Sadece
başlık...62 kelime!
Bush’un
Dışkısı Amerika’ya Geri Gidecek
Size bir iyi, bir
kötü haberim var. Önce kötü haber: Bush, Türkiye’de. Şimdi
iyi haber: CIA, Bush’un idrarı ve dışkısı ajanların eline
geçmesin, idrar tahlili ile bir rahatsızlığı belirlenemesin ve
sağlığı ile ilgili spekülatif haberler yayılmasın diye seyyar
tuvalet getiriyormuş. Bush’un dışkısı bile ABD’ye geri
gidecekmiş. Yani Bush, en azından kelimenin gerçek anlamıyla,
Türkiye’nin içine sıçamayacak!
Barış Mı?
Peki, Biz Niye Savaşarak Girdik O Zaman?
Türkiye, BM’nin
kurucu üyeleri arasında. Peki, nasıl oluyor bu? İkinci Dünya
Savaşı’nın bitmesine az kala Almanya ve Japonya’ya savaş ilan
ederek kendini San Francisco’ya davet ettiriyor.
Nato’ya giriş
hikayesi daha fena. NATO’nun kuruluş çalışmaları sırasında
üye olmak için elinden geleni yapıyor. Olmuyor. Sonra “Kore’ye
asker gönderirseniz, kabul ederiz” diyorlar. Gönderiliyor. Sonuç:
Yüzlerce ölü ve kayıp. Ama ne gam! Türkiye, NATO’ya giriyor.
BM de NATO da barış
için kurulmuştu oysa!
Tuba Akyol / İdrak
Yolları
No comments:
Post a Comment