Ne olursa olsun,
kabul etmeliyim ki malum dizinin yaratıcısı hakikaten iyi iş
çıkarmıştı! Ben bunu biraz abartılı bulsam da bir insana ait
olabilecek en kötü özellikleri tek bir karakterde toplamayı
başarmıştı. (Bir adam hem yoz, hem terbiyesiz, hem cahil, hem
tembel, hem sevimsiz, hem suratsız, hem aksi, hem kaba, hem de
başarısız olamaz!) Ama o vakitler beni en çok şaşırtan şey
burada herkesin, o canavarla özdeşleşmek kendilerine hakaret
değilmiş, aksine bu onları rahatlatıp eğlendiriyormuş gibi
karakteri kendilerine kahraman seçmiş olmasıydı!
Ben de oyuncuyu
oynadığı karakterle özdeşleştirmiştim ve gizliden
gizliye rolünü bu kadar iyi oynamasının sebebinin kendisinin de
aslında öyle olması olduğuna inanıyordum, dolayısıyla
ondan nefret ediyordum. Tıpkı o bilmiş anaokulu ifadesiyle adamı
aptal bir çocukmuş gibi devamlı azarlayan karısından ettiğim
gibi. (Haydi lütfen, rol hiç gerçekçi değil! Ekonomik olarak
bağımsız, genç, güzel, akıllı, eğitimli ve terbiyeli bir
kadın böyle bir adamla yaşıyor, devamlı kızgın suratıyla
kendini pijamalarının içine sokup en ufak bir çekicilikten yoksun
duruyor... Hayıııırrrr!)
Yani televizyonda o
trajikomik ikiliye bakmıyordum çünkü her seferinde beni
sinirlendiriyorlardı.
Geçen hafta Milano
dönüşünde bir Türk gazetesi aldım ve manşetinde meşhur
taşfırın erkeğinin “5 yıldızlı bir otelde rezil ihanetlerde
bulunanlardan” olduğu haberiyle karşılaştım!
Gazeteci
arkadaşların bir süreliğine ne kadar eğleneceklerini düşündükçe
gülmek geliyordu içimden!
O fazlasıyla sıcak
akşamımızı serinletecek bir şeyler hazırlamak üzere mutfakta
bir kavunu temizlerken A. ile tartışıyorduk bu konuyu.
“Onu terk etmesi
lazım” dedim taşfırın erkeğinin aldatılan karısından
bahsederek. “İhanet,
ne sebeple olursa olsun değersizleştirir, acıtır ve insanın
kendine ve sevdiğine güvenini ve saygısını eksiltir, dolayısıyla
affedilemez!”
“Haklısın ama
bütün erkekler aldatıyor Donatella” dedi A. yüzüme bakmadan,
ne zamandır her şeyi fazlasıyla kabullenmişlerin inatçı
sakinliğiyle. “Erkekler aldatır ve buna hakları olduğuna da
sabit bir inançları vardır, bununla övünürler hatta! Hepsi
aldatır... Ne yapabilirsin ki! Haydi Donatella, dünyanın sonu
değil ya!” diye ekledi sonra inadına sıkkın bir sesle.
Aniden dönüp
gözlerini yakalamaya çalıştım ama o hazırladığım malzemelere
konsantre olmuşa benziyordu. İçimden taşan sözcük nehrini
zorlukla geriye ittim, onu
aldatmak için hiçbir fırsatı kaçırmayan kocasının ne kadar
iğrenç olduğunu ona hatırlatmaya değmezdi, biliyordum!
“Bizi aldatanları
affetmemeye başlayabiliriz A., ne dersin?” İşte, kendimi tutmayı
becerememiştim, sonra biraz suçlulukla baktım ona.
Şimdi başı
önünde, hiçbir şey söylemeden gülümsüyordu, benim tepkimle
eğleniyor gibiydi neredeyse... Allahım bu pasifliği çileden
çıkarıyordu beni!
“Peki Marko seni
aldatsa sen ne yapardın?” diye sordu birden gözlerimin içine
bakarak. Biraz hainleşmişti sanki.
“Onu terk ederim
tabii” dedim hiç çekinmeden, içimde çocuksu bir tekme atma
arzusuyla...
“Sana itiraf
etmesini ister miydin?”
“Beni
aldatmamasını tercih ederdim.”
“Ama olsaydı,
bilmek ister miydin?”
“Beni
aldatmamasını tercih ederim” diye tekrarladım hırsla.
“Ama yapsaydı
bilmek ister miydin?”
“Hayır, bilmemeyi
tercih ederdim” diye bağırdım, sussun artık diye yüzümü
yüzüne yaklaştırarak.
“Nedeen?” diye
sordu benimkini örtmek için sesini daha da yükselterek.
“Çünkü o zaman
onu terk etmek zorunda kalırdım, anlamıyor musun aptal?” diye
ciğerlerimdeki tüm nefesle haykırırken, nedenini bilmediğim bir
keder kapladı içimi.
“Haydi Donatella,
kızma.” Artık sevecenlikle bakıyordu bana. “O aldatmayacak
seni... Endişelenme... Haydi, bozmayalım keyfimizi... Şu tuhaf
kavun çorbasını nasıl hazırladığını göster bana. Bu akşam
bana ne biçim bir şey yedireceksin kim bilir!”
Donatella Piatti /
Lezzetli Fısıltlar
No comments:
Post a Comment